Fotospor yazarları Ahmet İnce, Mehmet Eyüp Yardımcı ve Alper Kınar, Beşiktaş Eski Futbol Şube Sorumlusu Celal Kolot’la bir araya geldi.
Sezonun ilk yarısının tamamlanmasının ardından, biz de Fotospor yazarları olarak Beşiktaş’ın futbol yapılanmasını ve takımın mevcut durumunu daha yakından değerlendirmek amacıyla, bir dönem Beşiktaş Yönetim Kurulu Üyeliği ve Futbol Şube Sorumlusu görevlerinde bulunmuş olan Sayın Celal Kolot’la bir söyleşi gerçekleştirdik. Beşiktaş’ın ilk yarı performansından ara transfer dönemine, sezonun geri kalanına dair beklentilerden kulübün genel futbol vizyonuna kadar birçok başlığı, Sayın Kolot’un samimi ve açık değerlendirmeleriyle ele aldık.
İnce: Bugün bizi kırmayıp, bu söyleşi talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz Sayın Kolot.
Kolot: Rica ederim. Hoş geldiniz.
İnce: Beyler, izninizle ben öncelikle Sayın Kolot’a sezonun ilk yarısında izlediğimiz Beşiktaş’ı nasıl bulduğunu sormak istiyorum. Nasıldı Beşiktaş sizce?
Kolot: Sezonun ilk yarısındaki Beşiktaş’tan hiç zevk almadığımı rahatlıkla söyleyebilirim Ahmet. Oyun anlamında istikrarı yakalayamayan, saha içinde ne yapmak istediği net olmayan bir Beşiktaş izledik. İnönü’deki Fenerbahçe maçının ilk 25 dakikası hariç tabii. Maçın o bölümde hem baskı seviyesi hem de oyun iştahı Beşiktaş adına sezonun en iyi anlarından biriydi. Son kupa maçını saymıyorum ama. Çünkü o maçta 13 eksiği olan bir Fenerbahçe vardı karşımızda.
Yardımcı: Ben de ara transfer dönemindeyken, ara transferle ilgili düşüncelerinizi merak ediyorum. Sezonun ilk yarısında zevk almadığınızı söylediniz. Peki sezonun ikinci yarısında Beşiktaş’ı ara transfer kurtarır mı?
Kolot: Beşiktaş’ın Ocak ayı transferleri için çalışma yapılmış olsaydı, şimdi çoktan yeni futbolcular kampa katılmış olurdu Eyüp. Ara transfer döneminde transferler panikle değil, önceden hazırlanarak yapılır. Ancak görünen o ki Beşiktaş bu süreci yeterince iyi yönetememiş, hazırlanmamış. Ben olsam bu şartlarda çok çok iyi bir futbolcu, yani A plus bir oyuncu bulursam alırım. Yoksa hiçbir futbolcuyu almam, Mayıs’a bırakırım kadro yapılanmasını. Belli ki iyi çalışmamışlar şimdiye kadar. Zaten Beşiktaş için bu sezon sonu hedef belli, en iyi sonuç lig üçüncülüğü…
İnce: Eyüp Abi transfer konusu açılmışken ben de bununla ilgili birkaç soru sorayım. Zaman zaman transfer konusunda polemik yaratacak sert çıkışlarınız oluyor. Kulüpte, transfer konusunda en etkili merci neresi, kimin dediği oluyor? Başkan mı, teknik direktör mü? Bir de menajerler var tabii.
Kolot: Şimdiye kadar ki transferleri başkan tek başına yapıyordu. Bugüne kadar yapılan transferlere baktığımızda, büyük ölçüde başkanın inisiyatifinde yürütüldü. Yani karar mekanizması tek elde toplanmıştı. Şu an Serkan Reçber, Sergen Yalçın ve Murat Kılıç bunun için uğraşıyorlar ama yapamıyorlar. Bunun temel nedeni net bir planlama, güçlü bir scouting ağı ve zamanında başlatılmış bir transfer stratejisinin olmaması. Bu koşullarda ne teknik heyetin ne de futbol aklının istediği oyuncuları getirmesi mümkün olmaz.
İnce: Peki, Türk futbolunda menajerlerin transfere etkisi nedir?
Kolot: Türk futbolunda menajerler futbolcuyu önerir, başkan da alır maalesef. Bu her zaman böyle işlemiştir. Menajer faktörü her zaman işin içinde. Fakat siz kulüp olarak güçlü ve net bir duruş sergileyemezseniz, süreci yöneten taraf menajerler olur.
Kınar: Peki Sayın Kolot, sizce Beşiktaş yüksek bonservis bedeliyle yapılan transferlerle mi, yoksa elindeki öz kaynaklarla mı başarılı olur?
Kolot: Elbette bir futbol kulübü için hem sportif, hem de mali açıdan altyapı çok önemli. Tabi bunun için de yatırım yapmak gerekiyor. Öncelikle altyapı için, sağlıklı bir plan-proje oluşturulmalı. Mesela acilen 8-10 tane çim saha yapılması lazım altyapı için. Benim önceliğim bu. Sonrasında kaliteli, lisanslı-diplomalı, dolgun maaş verdiğin hocalar işin başında olmalı ki her sene 2-3 oyuncuyu A takıma kazandırabilmelisin. Mesela 1977’de Stutgart üniversiteyken, 6 tane çim sahası, 2 tane de kapalı salonu vardı.
Bana göre altyapı hocaları, futbolun aklıdır. Gelişim için bu hocalarla, A takım hocaları, yönetimden konuyla ilgili birkaç kişi ve sportif direktör toplantılar yapmalı. Mesela Eduard Graf’ın veya Futbol Komitesi Asbaşkanı Murat Kılıç’ın ne yaptığını bilen var mı acaba?
İnce: Transfer konusundan ilerleyelim. Beşiktaş’ın transferleriyle ilgili dikkat çeken bir açıklamanız var. “Beşiktaş’ta plan yok, doğaçlama alım-satım yapılıyor” dediniz ve kadro planlamasında ciddi sıkıntılar olduğunu belirttiniz. Özellikle bu sezon için. Bu konuyu biraz açar mısınız? Bu plansızlığın temel sebebi sizce ne ya da kim? Sizin döneminizde de benzer bir durum yaşandı mı?
Kolot: Tabii ki doğaçlama yapılıyor bu transferler. Mesela şimdi de panik halinde 4-5 futbolcu alınacak. Sonrasında yine benzer şeyler yaşanacak ve Mayıs’ta üstüne para verilerek gönderilecek bu oyuncular. Tıpkı zamanında Ahmet Nur Çebi’nin, Hasan Arat’ın yaptığı gibi. Tüm bunlardan ne yazık ki Serdal başkan da ders almamış gibi görünüyor. O da muhtemelen aynı hataya düşecek. Benim dönemimde bu işlere hassasiyetle yaklaşıyorduk. Şimdi aynı dönem değil tabii. Beşiktaş son 4-5 sezondur kötü gidişatı durdurmak için çabalıyor. Ben Beşiktaş’ta görev yaptığım zaman, Cisse, Tello ve Rüştü’yü aldım. Daha sonrasında bana sormadan Diatta ve Higuain alınınca görevimi bıraktım. Sadece 6 ay yöneticilik yaptım ben.
Yardımcı: Ben de başka bir konuya değinmek istiyorum. Beşiktaş’ta gelen yönetimlerin birçoğu, aynı yönetimlerde birlikte çalışmış kişiler. Bu kişiler sonradan sanki hiç, bir arada çalışmamışlar, hiçbir şeyden haberleri yokmuş gibi birbirini suçluyorlar. Bunun temel sebebi nedir? Maddi, manevi başarısızlığın temel sebebi budur diyebilir miyiz?
Kolot: Beşiktaş’ta görev alan yöneticilerin hemen hemen hepsi, sadece kartvizit bastırmak için yönetici oluyor zaten. Çoğunun fikirleri bile dinlenmez yönetim kurulunda. Başkan ne derse o olur. Bir de başkan konuşurken arkasında dururlar. Niye acaba televizyonda görünmek için mi?
Yardımcı: Necip’in yaşadıkları ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
Kolot: Necip’e yapılanlar büyük vefasızlık. Necip, 22 yıl bu formayı giymiş bir oyuncu. Mesela altyapıdan bahsediyoruz. O altyapıdaki çocuklar bu olan-biteni görmüyor mu? Nerde kaldı aidiyet? Necip’e bunlar yapılıyorsa, bize neler yaparlar demezler mi hiç? Keza Mert Günok gibi milli kaleciyi gönderip, yabancı kaleci almak neyin nesi? Büyük paralar ödeyerek şampiyon mu olacağız bu kaleciyi alırsak? E zaten vardı elinde milli kalecin. Bu hovardalık niye yani? Bir de, durup dururken Necip ve Mert’ten kaptanlığın alınmasını yönetim çıkıp, açıklamalı camiaya. Hani her şey şeffaf olacaktı. Nerde, sadece lafta…
İnce: Necip vedasında Beşiktaş’ı zarara uğratacak olayların içinde olmak istemediğini söyledi. Sizin de Beşiktaş’ın zarar görmemesi için sustuğumuz, açıklamadığınız şeyler oldu mu?
Kolot: Benim sustuğum zamanlar hiç olmadı. Hep konuştum. Her gün manşetlerdeydim. Çünkü ne yaptığımızı tüm camia bilmeli dedim. Yapılan hiçbir şey gizli kalmamalıydı. Benim sorumluluğumda kulüp her zaman taraftarındı. Çünkü taraftar kalıcı, yönetimler geçicidir.
Kınar: Beşiktaş eski başarılı günlerini tekrar yakalayabilir mi? Sergen Yalçın Beşiktaş’a başarı getirecek mi?
Beşiktaş büyük kulüptür, tabii ki o eski güzel günlere dönülecektir. Buna inancım tam ama Sergen maalesef eski Sergen değil… Gözleri parlayan o cin gibi Sergen yok artık Alper.
İnce: Genellikle kulüplerin mali durumları ve yönetim anlayışlarını eleştiren görüşler de bildiriyorsunuz. Türk futbolu nereye gidiyor, sizce ne tür politikalar izlenmeli?
Kolot: Türk futbolu hiçbir yere gitmiyor. Yerinde bile saymıyor, geriye gitti. Eski futbolcular şimdi oynasa paha biçilemezdi. Çok daha kaliteli, çok klas oyuncular seyrettim ben. Şimdi sadece parası büyük, vasat futbolcular topluluğu izliyoruz. Birkaç oyuncu hariç tabii. Kulüplerin borçlarına bakın, Barcelona, Real Madrid ya da Mancesther City’nin borçları gibi büyük. Nasıl kapatacaksın bu borçları? Eğer kulüpler normal bir şirket statüsünde olsaydı, hepsi iflas ettirilirdi. 3 büyükler diye idare ediyorlar.
İnce: Beşiktaş’ta son yıllarda sıkıntılı bir sürecin yaşanıyor. Bugün konuşulmayan ama kulüp içinde ya da dışında Beşiktaş’a zarar veren bir güç var mı sizce?
Kolot: Eğer Beşiktaş güçlü okursa, kimse Beşiktaş’a zarar veremez. Herkes güçlüden yanadır bu ülkede. Birkaç kez aynı masada yemek yiyerek, ‘kenetlenelim, birlik olalım’ gibi yapmacık birlik mesajlarıyla olmaz bu işler. Gerçekçi olmaz lazım bir kere. Mesela hiç eski yöneticileri ya da başkanları arayıp, bir şey danıştınız mı, bir maça çağırdınız mı? Ya da Ümraniye’ye antrenmanlara, yurt içi kamplarına veya yurt dışı deplasmanlarına? Hayır. Sadece lafta kalıyor birlik-beraberlik mesajları. Benim bu söylediğim şimdi dönem için değil, tüm başkanlar için geçerli. Eski başkanlar da tekrar başkan seçilmek için kulisler yapıyor tabii ki…
Kınar: Sizce Beşiktaş’ın başarıyı yakalamak için yapması gereken en temel şey ne olmalı?
Kolot: Bir kere bu koşullarda 2-3 sene şampiyonluk hedeflenmemeli. Sabretmeli. Ama bu da camiaya çok açık ve şeffaf bir şekilde anlatılmalı. Sadece çok klas, tek oyuncu alabilirsen para harca, yoksa hiçbir oyuncuyu almamalı. ‘Hedef 2028’ deyip, arkasında durulmalı.
İnce: Beşiktaş’ta görev aldığınız sürede ve sonrasında sizi en çok üzen, canınızı sıkan olay neydi?
Kolot: Üzülürsem, kaybedilen maçlara üzülürüm. Canım her zaman buna sıkılır. Beşiktaş benim tek aşkım. Ben, benim dönemimde bütün yaz yurt dışında karış karış gezerek futbolcu aradım. Bunları yaparken hiçbir zaman kulübe 1 kuruş masraf yazdırmadım. Yurtiçi ve yurtdışı deplasmanlar ve kamplar da dahil, kulübe hiçbir şey fatura etmedim. Bu yüzden bilen bilir ki, kimseye gebe kalmadığım için herkesi eleştirebiliyorum. Karşıma çıkıp, kimse de cevap veremez benim bu doğrularıma…
Kınar: Bir gün tekrar Beşiktaş yönetiminde görev almak ister misiniz peki?
Kolot: Beşiktaş’ta görev almayı tabii ki her zaman isterim. Ama sorumluluk ve yetki bende olacak. Yoksa yetkisiz yetkili olursun. Ben hiçbir zaman öyle olmadım.
İnce: Bu güzel söyleşi ve nezaketiniz için tekrar teşekkür ederiz Sayın Kolot. Son olarak, taraftarlar için bir şeyler söylemek ister misiniz?
Kolot: Çarsı eski yerine, yani kapalının ortasına geri dönmeli. Böyle olmuyor. Ahenk yok tribünlerde. İyi tezahüratlar da çıkmıyor zaten. Sizin de gördüğünüz gibi, kaybolan o eski tribün ruhu geri gelmeli. Rakip takımı etkileyecek ezici tezahürat yok şimdi. Onun yerine saçma sapan, kulakları rahatsız eden müzikler çalıyor yönetim. Kime, ne faydası varsa? Aksine zararı oluyor bence.
Yardımcı: Bize zaman ayırdığınız için tekrar teşekkür ederiz.

