İzmir Kırıklar 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan 30 yıllık hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım’ın (74) tahliyesi, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu tarafından ikinci kez yakıldı.
Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım yine tahliye edilmedi
25 Kasım 2025
Mehmet Sait Yıldırım, hapis cezası 27 Şubat 2025’te sona ermesine rağmen, Kurul tarafından „iyi halli“ olmadığı ve „pişmanlık duymadığı“ gerekçesiyle tahliye edilmemişti. 25 Kasım’da tekrar toplanan Kurul, Yıldırım’ın tahliyesini bir kez daha engelledi. Bir sonraki değerlendirme için 9 ay sonraya (25 Ağustos 2026) gün verdi.
Buca Kırıklar 1 No’lu Cezaevi’nde 8 yıldır tek kişilik hücrede tutulan Mehmet Sait Yıldırım’ın infazının yakılmasına gösterilen gerekçeler avukatları tarafından „keyfi ve dayanaksız“ olmasıyla eleştiriliyor.
Telefon görüşmesi gerekçe oldu
Yıldırım’a iletilen gerekçelerden biri yeğeni Önder Yıldırım’la yapmış olduğu telefon görüşmesi. Kurul, Yıldırım’ın yasal hakkı kapsamında yaptığı görüşme sırasında bir basın kurumuyla ilgili kullandığı „bizim televizyon, bizim gazete“ ifadelerini „örgütle bağı devam etmekte“ şeklinde yorumladı. Ayrıca yine bu konuşmadan ailesini örgüte yönlendirdiği yönünde bir yorumda da bulundu.
Bir diğer gerekçe fotoğraf
Kurulun bir diğer gerekçesi de Yıldırım’ın koğuşunda Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez fotoğraflarının asılı olmasıydı. Yıldırım’ın avukatı Fatma Demirer, koğuşlarda her gün sayım yapıldığını ve cezaevi görevlilerinin bunda herhangi bir sakınca da görmediklerini hatırlattı. Hatta Demirer’e göre, bu fotoğraf Yıldırım’ın buraya sevk edilmesinden önce de asılıydı. Demirer, cezaevi yönetiminin o güne kadar herhangi bir sakınca belirtmeyip kurulda infaz yakmaya gerekçe olarak sunmasının keyfi bir tutum olduğunu söylüyor.
Seyit Rıza’nın sözü de ‘sakıncalı’
Seyit Rıza’nın oldukça bilinen ve iktidar mensubu siyasetçilerin de kullandığı „Ben sizin yalanlarınızla baş edemedim, bu bana dert olsun. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun“ sözü de infaz yakma gerekçelerinden bir diğeri. Yıldırım, bu sözü cezası ilk ertelendiğinde, bir ay önce kalp krizinden kaybettiği kardeşi Hasan Yıldırım’a teselli niyetiyle söylüyor. Ancak Kurul, bu sözü de Yıldırım’ın örgütle bağının devam ettiği yönünde yorumlayarak karara ekledi.
„Tek başına kalamaz raporu var“
Avukat Demirer, Yıldırım’ın 10 yıl önce Abdullah Öcalan’ın talebiyle İmralı Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne gönderilen beş tutuklu arasında yer aldığını ve 9 gün kaldıktan sonra sağlık durumunun ada koşullarına uygun olmaması nedeniyle istemediği halde buradan sevk edildiğini hatırlattı. Yıldırım’ın o gün bugündür tek başına hücrede tutulduğunu söyleyen Demirer, şöyle devam etti:
„Tek başına kalamayacağına dair iki ayrı hastane raporu var. Buna rağmen İzmir’e getirildiğinden beri tek başına tutuluyor. Geçen ay kardeşi kalp krizinden hayatını kaybettiğinde, bizim talebimizle yanına geçici biri yerleştirildi. O kişi de 18 Kasım’da tekrar geri gönderildi. Şu an yine tek başına tutuluyor. Buna itirazımızı yaptık, hala bir cevap alamadık.“
„Açık açık idam ettik deyin“
Yıldırım, avukatı Demirer aracılığıyla bianet’e şu değerlendirmeyi yaptı:
„Benim 96’da aldığım idam cezam müebbet hapse çevrildi. 30 yıldan sonra benim artık tahliye edilmem gerekiyordu, bırakmıyorlar. İyi halli olmadığım bahane edilerek ikinci kez tahliyem erteleniyor. Kurula çıktığımda da söyledim, aslında bir nevi idam kararını infaz etmek istiyorsunuz. Eğer idam cezasını bu kadar uygulamak istiyorsanız mert davranın, avluda çıkarın darağacına idam edin. Ben bileyim bana idam cezası verildi, siz de açık açık deyin ‘idam ettik’.
„İki miras devraldım“
„Kronik hastalıklarımı biliyorsunuz, raporlarım elinizde. İçeride ölüme sürüklüyorsunuz doğal ölüm gibi göstermeye çalışıyorsunuz. Doğal ölüm yoluyla aslında idam cezasını infaz ediyorsunuz. Bu durumun ceza kanununda yeri yok. Sen sadece kişinin aldığı cezayı infaz etmekle görevlisin ceza idaresi olarak. Ben ailemden iki miras aldım. Biri kronik kalp hastalığı. En gencimizden en yaşlımıza kadar hepimizde kronik kalp var. İkincisi atalarımdan, dedelerimden miras aldığım onurumdur. Ben burada ölsem bile onurumu çiğnetmeden çıkarım. Başka türlü de çıkmam. Herkes bilmeli ki halkının özgürlüğü uğruna bütün yaşamını adamış, ideolojileri olan bir devrimcinin iradesini hiçbir güç bükemez.“
(AB)

