Suriye geçici hükümetine bağlı güçlerin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarını protesto etmek ve Rojava ile dayanışmak amacıyla Mardin’in Nusaybin ilçesine giden yurttaşlara polis müdahale etmişti. Aynı zamanda sınırın hangi tarafında yaşandığı belirsiz bayrak indirme görüntüleri servis edildi.
Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada konuya ilişkin 14 kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Ardından gözaltına alınan D.K.’nin, ‘bayrak indirme’ olayıyla da ilişkilendirilerek işkenceye maruz kaldığı görüntüler sosyal medya hesaplarından paylaşıldı.
Kolluk tarafından darp edilen ve saatlerce işkence gören D.K., önce Nusaybin Devlet Hastanesine ardından durumunun ağır olması nedeniyle Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi.
Kötü muamele hastanede de devam etti
D.K.’nin hastaneye getirildiğinde doktorların tavrının çok ilgili olduğunu belirten avukat Berivan Orhan, polislerin müdahalesiyle bu durumun değiştiğini söyledi. Orhan’ın aktardığına göre, iki polis bilgi vermek üzere gelen doktorun sözünü keserek başka bir odaya götürdü. Doktorun bu görüşmenin ardından hastaya karşı tavrı değişti.
Durumu ağırken taburcu edildi
D.K. bugün durumunun oldukça ağır olmasına rağmen taburcu edilerek hakim karşısına çıktı. Avukatlarının konuya ilişkin tuttuğu tutanakta şunlar kaydedildi:
Tutanak
„D.K.’nin hastanede devam eden tedavisi sürmekte iken taburcu edilmesine karar verildiğini öğrenmemiz üzerine 23/01/2026 tarihinde saat 12:00 civarında Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesine gelmiş bulunmaktayız. Mevcut tıbbi bulgular, hasta beyanları ve dosyada yer alan sağlık raporları birlikte değerlendirildiğinde; hastanın omurgasında birden fazla kırık, kafa bölgesinde kırıklar, yüz ve kafa bölgesinde çok sayıda dikiş ile iç kanama bulgularının bulunduğu, dolayısıyla hayati risk taşıyan ciddi yaralanmalarının mevcut olduğu açıktır. Bu durumda hastanın taburcu edilmesi, tıbbi gereklilik, hasta güvenliği, yaşam hakkının korunması ve sürekli tıbbi gözetim zorunluluğu ile açıkça çelişmektedir.
„Tarafımızca, taburcu kararına karşı sözlü olarak derhal itiraz edilmiş, hastanın mevcut sağlık durumunun ağırlığı, hayati risk ihtimali ve sürekli gözetim altında tutulması gerekliliği açıkça ifade edilmiştir.
Ayrıca bu işlemin;
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 4. maddesinde düzenlenen „insan onuruna yakışır şekilde sağlık hizmeti alma hakkı“na,
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 11. maddesinde güvence altına alınan “sağlık hizmetlerinden adalet ve hakkaniyete uygun biçimde faydalanma hakkı”na,
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 13. maddesinde yer alan “tıbbi gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakım görme hakkı”na,
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 23. maddesinde düzenlenen “güvenliğin sağlanması hakkı”na,
Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan yaşam hakkı ve işkence ile kötü muamele yasağına,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. ve 3. maddelerine açıkça aykırı olduğu sabittir.
Ancak tüm bu itirazlarımıza rağmen, herhangi bir gerekçe sunulmaksızın taburcu işlemi gerçekleştirilmiş, hastanın mevcut hayati risk taşıyan durumu dikkate alınmamıştır.
Bu uygulama, yalnızca tıbbi etik ilkelerine ve hekimlik meslek kurallarına değil, aynı zamanda ulusal ve uluslararası insan hakları hukukuna da açıkça aykırıdır. Özellikle, işkence ve kötü muameleye maruz kalmış kişilerin sağlık hizmetlerine kesintisiz, özenli ve etkin biçimde erişiminin sağlanması, devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında olup, bu yükümlülüğün ihlali ağır sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Bu nedenle, hastanın taburcu edilmesine ilişkin işlemin; tıbbi gereklilikten ziyade başka saiklerle tesis edildiği yönünde ciddi kuşku doğurduğu, hastanın bedensel bütünlüğü ve yaşamı bakımından ağır risk oluşturduğu hususu tarafımızca açıkça tespit edilmiş ve işbu tutanak ile kayıt altına alınmıştır.“
„Kuleden düştü“ denildi
Davada kısıtlama kararı olması nedeniyle yargılama sürecine dair bilgi alamayan Berivan Orhan, kolluk tarafından D.K.’ye uygulanan işkencenin tutanaklara „kuleden düştü“ şeklinde geçtiğini belirtti.
Tutanakta işkence görüntülerine rağmen D.K.’nin aşağıdan sivillerin taş atması sonucu yaralandığı iddia edildi. Kolluk tutanağında gözaltına ilişkin şunlar kaydedildi:
„Tutanak 20 Ocak 2026 tarihinde saat 18.15’te kayda alınmıştır. Faruk Gezen Hudut Karakolu askeri yasak bölgeye izinsiz giren gençler, sloganlar atmış bu esnada aşağıdaki gençler kuleye taş atmış ve kendisine isabet etmiş ve kuleden düşmüştür.“
Söz konusu tutanağın gerçeği yansıtmadığını belirten D.K.’nin avukatı Berivan Orhan, duruşmada D.K.’ye bayrak indirme konusunda herhangi bir soru yöneltilmediğini aktardı. D.K. ‘örgüt propogandası’ suçlamasıyla bugün mahkemeye çıktı.
„Olay Nusaybin’de yaşanmadı“
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi ve DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın, yaşanılan işkence olayına ilişkin şu bilgileri verdi:
„D.K.’nin beyin kanaması var, böbreklerinde çok ciddi bir hasar var. İç organlarında hasar var. Omurilik zedelenmesi var. Başında ve belinde kırıklar var. Zaten soğukta bekletilmiş. Nusaybin’de yaşandı diye paylaşılan görüntüler gerçeği yansıtmıyor. Kendisinin beyanlarına göre de hiçbir bayrak indirme gibi bir durum söz konusu değil. Orada bayrak da yok, bu tamamen halkları birbirine kırdırmak, protestoların toplumsal gücünü azaltmak, halkları kışkırtmak için yapılmış bir provokasyon. Yayılan görüntüler Nusaybin’de yaşanmadı. İşkence başvurusu üzerine avukatlarının bize ulaşmasıyla bizler gittik, durumunu sorduk, öğrendik, ifadesini okuduk. Yetkililerle konuştuk. Mardin Valiliği de Nusaybin Kaymakamlığı da Emniyet de çok net biliyor ki bayrak indirme gibi bir olay burada yaşanmadı.“
(AB)

