Close Menu
  • Начало
  • Анализи
  • Икономика
  • Новини
  • Политика
  • Спорт
  • Финанси
  • Още
    • Жени
    • Права и общество
    • Технологии
    • Лайфстайл
    • Общество
Facebook X (Twitter) Instagram
Facebook X (Twitter) Instagram
Haber.bgHaber.bg
  • Начало
  • Анализи
  • Икономика
  • Новини
  • Политика
  • Спорт
  • Финанси
  • Още
    • Жени
    • Права и общество
    • Технологии
    • Лайфстайл
    • Общество
Haber.bgHaber.bg
Начало » Lozan azınlıkları: Medyada temsil sorunları, çeşitlilik, çoğulculuk

Lozan azınlıkları: Medyada temsil sorunları, çeşitlilik, çoğulculuk

януари 21, 2026 Права и общество
Share
Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email
BG Прочети на български TR Прочети на турски
Bu yazı 5-6 Eylül 2025 günü düzenlenen Celal Başlangıç Barış Gazeteciliği toplantısında Hrant Dink Vakfı'ndan Liana Erişsever ve Elif Erol tarafından yapılan sunumdan...

Bu yazı 5-6 Eylül 2025 günü düzenlenen Celal Başlangıç Barış Gazeteciliği toplantısında Hrant Dink Vakfı’ndan Liana Erişsever ve Elif Erol tarafından yapılan sunumdan derlenmiştir
Bianet’in düzenlediği Celal Başlangıç Barış Gazeteciliği Atölyesi’nde“Medyada Temsil Sorunları, Çeşitlilik ve Çoğulculuk” teması altında medyada Lozan azınlıklarının temsilini konuştuk. Ermenilerin, Rumların ve Yahudilerin yazılı basındaki temsilini ve bu kimliklere yönelik üretilen nefret söylemi ve ayrımcı söylemin ne şekilde karşımıza çıktığını tartıştık. Türkiye’de yazılı basın, toplumsal gelişmelerin aktarımında çoğu zaman mevcut önyargıları ve kalıp yargıları yeniden üretiyor ve yaygın biçimde kullanılan nefret diliyle ayrımcılığı körüklüyor. Haber üretiminde hakim olan söylemler, farklı kimliklere yönelik düşmanlık algısını pekiştiriyor ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor. Medyada farklı kimliklerin temsili de bu nefret dili etrafında şekilleniyor. Çoğulculuk ve bir arada yaşam vurgusundan oldukça uzak olan bu dil, kimliklerin eşit temsilinin önünde bir engel olmaya devam ediyor ve özellikle belirli kimliklere yönelik ayrımcılığı yeniden üreterek dolaşıma sokuyor. 

Hrant Dink Vakfı, nefret söylemi çalışmalarına 2009 yılında Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi projesiyle başladı. Bu projenin çıkış noktası, Hrant Dink’in 2007 yılında Agos gazetesi önünde öldürülmesine giden süreç ve bu süreçte medya aracılığıyla da sıkça hedef gösterilmesi oldu. Vakfın ve bu projenin temel hedefleri arasında ayrımcılıkla mücadele etmek, ifade özgürlüğünü önceliklendirmek, bir arada yaşamı savunmak ve ayrımcılığın dilde başladığı farkındalığını yaratarak yeni bir söylemin güçlendirilmesine katkı sağlamak yer alıyor. Bu hedefler ışığında 2009 yılından beri Türkiye yazılı basınında farklı kimlik gruplarına yönelik nefret söylemi ve ayrımcı söylem izleniyor ve raporlanıyor. Bu izleme çalışmaları haftalık, aylık veya tematik analizler halinde sunuluyor. Bu çalışmaların dayandığı ayrımcılık döngüsüne[1] göre; tarihsel anlatılar, içinde bulunduğumuz kültürel bağlam, politik iklim ve güncel gelişmeler kalıpyargıların ve önyargıların oluşumuna zemin hazırlıyor. Bu önyargılar davranışa dönüşerek ayrımcılığı besliyor, zamanla sistematik bir eşitsizliğe yol açıyor ve kimi zaman şiddet boyutuna ulaşarak  döngünün kendini yeniden üretmesine neden oluyor. Nefret söylemi ve ayrımcı söylem de bu döngüden besleniyor; içinde bulunduğu bağlama göre çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor.
Bu kapsamda 2009’dan itibaren Türkiye’deki tüm ulusal gazeteler ve yaklaşık 500 yerel gazete izleniyor; farklı kimlik gruplarına yönelik nefret ve ayrımcı söylemler tespit edilip raporlanıyor. Bu çalışmaya yalnızca açık nefret söylemi örnekleri değil, aynı zamanda daha örtük biçimlerde ayrımcı mesajlar içeren haberler de dahil ediliyor. Önceden belirlenen anahtar kelimeler (örneğin “Yahudi”, “Müslüman”, “hain”, “yobaz”, “gâvur”, “mülteci”) aracılığıyla yapılan medya taramalarıyla nefret söylemi içeren haberler tespit ediliyor. Raporlar temel olarak ulusal, etnik ve dini kimlik temelli nefret söylemine odaklanırken; kadınlara ve LGBTİ+lara yönelik nefret söylemleri de analize dahil ediliyor.
Yazılı basının dili, yıllar içinde toplumsal ve siyasi gündeme bağlı olarak değişse de, azınlıkları ve dezavantajlı grupları hedef alan nefret söylemi sabit kalıyor. 2009-2019 yılları arasında yürütülen izleme çalışmasının sonucu olarak bazı grupların Türkiye medyasındaki “değişmeyen ötekiler” hâline geldiği görülüyor: Ermeniler, Yahudiler, Rumlar, Yunanlar, Suriyeliler ve Hristiyanlar. Bu durum, kemikleşmiş düşmanlık algısının ve  ‘tehdit’ söylemlerinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. 2014 yılında Suriye’den yaşanan kitlesel göçün ardından Suriyeliler de hızla en çok hedef alınan topluluklar arasına girdi. Bu durum, nefret söyleminin sürekli olarak “yeni ötekiler” inşa ederek, geçmişten beri hedef alınan gruplara ‘tehdit’ olarak resmettiği yeni  gruplar ekleyip kapsamı genişlettiğini gösteriyor. Bu bağlamda, LGBTİ+ların da “yeni öteki” olarak inşa edildiğine ve devlet politikaları, resmî söylem ile  düşmanca bir siyasi iklim aracılığıyla  hedef alındıklarına  tanık  oluyoruz. Mevcut siyasi gündem ve uluslararası gelişmeler nefret söyleminin yoğunluğunu da etkiliyor. Örneğin yılbaşı kutlamaları, 24 Nisan anmaları, Kıbrıs meselesi, seçim süreçleri, siyasetçilerin açıklamaları veya Suriye’deki savaş gibi olaylar veya kriz dönemleri, nefret söyleminin artmasına neden olabiliyor.
Medyada nefret söylemi, yalnızca açık düşmanlık ifadeleriyle değil; daha örtük ve dolaylı anlatımlar yoluyla da farklı düzeylerde işleyen söylemsel stratejilerle üretiliyor. Bu söylemler, belirli bir kimliği hedef almanın ötesine geçerek, toplumsal hiyerarşileri pekiştiren, farklılıkları tehdit unsuru olarak yeniden tanımlayan bir anlam yaratıyor. Medya izleme çalışmasında sıkça karşılaştığımız söylem üretme yöntemlerinin başında suçun kimlikle ilişkilendirilmesi geliyor. Bu örneklerde bir durumun veya olayın sonuçlarının doğrudan bir kimlikle ilişkilendirildiğini görüyoruz. Böylece münferit bir eylem, tüm kimliğin karakter özelliğine dönüştürülüyor. Bu yöntem haberlerde, “Ermeni terörü”, “Suriyeli suçlular” gibi kalıplaşmış ifadelerle kendini gösteriyor ve belirli kimliklere yönelik düşmanlığı pekiştiriyor.
Sıkça kullanılan yöntemlerden bir diğeri ise ‘biz’ ve ‘onlar’ karşıtlığının kurulması. Bu dili kullanan haber örnekleri Türklüğü bir üst kimlik olarak konumlandırıyor ve bunun dışında kalan grupları potansiyel ‘tehdit’ olarak aktarıyor. ‘Biz’ olarak sunulan kimlik, ahlaki üstünlüğe, birlik duygusuna ve haklılığa atfediliyor; buna karşın ‘onlar’, “düzensiz, sinsi, çıkarcı ya da tehlikeli” olarak kodlanıyor. Bu ikilik, yalnızca metin düzeyinde değil, seçilen görseller, başlık vurguları ve haberlerin sıralanış biçiminde de pekiştiriliyor. Bu yöntem haberlerde “Türkler can derdinde, Rumlar fırsat peşinde” veya “Rum alçaklığına Türk duruşu” gibi ifadelerle karşımıza çıkabiliyor. Kimlik üzerinden vurgulanan bu karşılaştırmalar, toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesine neden oluyor.
Sıfat kullanımı, nefret söylemi içeren haberlerde sıkça karşılaştığımız bir diğer yöntem. Bu yöntemde kimlik ifadelerinin kendileri “azgın”, “alçak”, “hain” gibi kelimelerle tanımlanıyor. Özellikle kriz dönemlerinde bu tür etiketler, toplumsal öfkeyi yönlendiren ve meşrulaştıran bir mekanizma işlevi görüyor. Sıfat kullanımı, ‘tehdit’ algısını besleyerek kimliklere yönelik mevcut düşmanlığı körüklüyor. Bunların yanında belirli kimlikler için tekrarlanan anlatı kalıpları, farklı dönemlerde benzer kelime seçimleri aracılığıyla gözlemlenebiliyor ve bu yolla önyargılar besleniyor. Bu tekrarlar, hem nefret söyleminin sürekli yeniden üretilmesine zemin hazırlıyor hem de toplumsal bellekte “doğal” veya “alışılmış” bir düşman imajı yaratıyor.

Tüm bu yöntemler bir araya geldiğinde medyada özellikle “değişmeyen ötekiler” olarak adlandırdığımız kimliklerin sürekli nefret söylemi ve ayrımcı söylemin hedefi haline geldiğini gözlemliyoruz. Kullanılan yöntemler, farklı kimlik gruplarına yönelik nefret söylemlerinde benzer bir çerçeve oluşturmakla birlikte, her kimliğe özgü üretilen biçimlerle de karşımıza çıkabiliyor. Bu bağlamda Ermenilere, Rumlara ve Yahudilere yönelik üretilen söylemleri incelediğimizde hem tekrar eden örüntüler hem de farklılıklar ortaya çıkıyor. Türkiye yazılı basınında bu üç gruba yönelik söylemler, genel bir “öteki” inşası etrafında birleşiyor. Üç grup açısından en yaygın görülen nefret söylemi biçimleri arasında abartma, yükleme, çarpıtma bulunuyor. Haberlerde karşılaştığımız “Azgın Ermenilerden Alçak Saldırı” veya “Yobaz Yahudiler Kudurdu!” gibi başlıklar, yanlış bilgiler ve olumsuz genellemelerle desteklenerek kalıpyargıların ve önyargıların pekiştirilmesine sebep oluyor. Her grubun birbirinden farklı olumsuz anlatılarla hedef alındığını görüyoruz.
Ermeniler “ulusal kimliğe yönelik iç ve dış tehdit” olarak tasvir edilerek orantısız bir düşmanlık ve savaş söylemine maruz bırakılıyor. Bu söylem, yalnızca belirli olaylar bağlamında değil, Türkiye’deki milliyetçi tarih anlatısının sürekliliği içinde varlığını koruyor. Özellikle 24 Nisan anmaları veya Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yaşanan her olay, bu düşmanlık söylemini pekiştiren etkenlere dönüşüyor. “Azgın Ermeniler”, “Ermeni lobisi” gibi ifadeler yoluyla Ermeniler ‘tehdit’ olarak işaret ediliyor ve mevcut düşmanlık algısı pekiştiriliyor. Rumlara yönelik söylem ise hem tarihsel anlatılardan besleniyor, hem de Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin güncel seyrine ve Kıbrıs meselesine bağlı olarak üretiliyor. Rum kimliği özellikle ‘biz’ ve ‘onlar’ karşıtlığı kurularak ‘düşman’ olarak betimleniyor.  Örnek bir habere atılan “Rum alçaklığına Türk duruşu” başlığı, bu karşıtlığın kurgulanmasına sebep oluyor. Yahudilere yönelik söylem ise hem sıfat kullanımıyla hem de bir grubun eylemlerinin kimliğe yüklenmesiyle karşımıza çıkıyor. “Tarihi kiliseye Yahudi saldırısı” başlıklı bir haber, bu yolla üretilen nefret söyleminin bir örneği. Yanlış bilgi ve genelleme yoluyla üretilen nefret söylemi Yahudilere yönelik önyargıları yeniden üretiyor. Türkiye yazılı basınında bu kimliklerin temsili benzer bir ayrımcılık mantığı çerçevesinde şekillenirken, bir yandan da farklı tarihsel ve siyasal bağlamlarda üretilen nefret söylemi biçimlerini gözlemliyoruz.
Hrant Dink Vakfı’nın medya izleme çalışması Türkiye’deki ulusal ve yerel gazeteleri kapsıyor olsa da, Bianet’in Celal Başlangıç Barış Gazeteciliği Atölyesi kapsamında bağımsız medyadan da haber ve köşe yazısı örnekleri incelendi. Bağımsız medya çoğu zaman yazılı basına kıyasla daha hak temelli ve çoğulcu bir yaklaşım benimsemekle birlikte, ayrımcı söylemin bu mecralarda da gözlemlenebileceği görülüyor. Bu alanda karşılaşılan nefret söylemleri açık bir saldırganlık biçiminde değil, örtük ifadeler aracılığıyla üretiliyor.
İncelediğimiz içeriklerde bu doğrultuda karşımıza çıkan ilk örnekte, ‘bozkurt’ işareti üzerinden ifade özgürlüğünün sınırlarını tartışıyordu. Haber, ‘bozkurt’ işaretini bir tür ‘milli ifade’ olarak nötrleştirirken, işaretin kullanımını tekil bir olay üzerinden aktarıyordu. Aynı zamanda işaretin Türkiye bağlamındaki anlamına yer verilmediğini gözlemlediğimiz haber, olası etkileri “kırılma” gibi basit duygusal tepkilere indirgiyordu. Haberlerde hak temelli bakış açısıyla tarihsel ve kültürel bağlamı kurgulamak nefret söylemiyle mücadelede önem taşıyor. Ayrımcı dilin veya sembollerin daha geniş toplumsal sonuçlarıyla beraber ele alınması ve nefret iklimiyle bağlantısının vurgulanması bir mücadele alanı yaratabilir. Bu haber örneği bağlamında ‘bozkurt’ işaretinin yalnızca bir siyasi görüşün sembolü olarak değil, Türkiye’de özellikle azınlıklara yönelik şiddet ve nefretin bir aracı olarak tartışılmasının gerekliliği atölyede vurgulandı.
İncelenen ikinci haber örneği Karabağ Savaşı’na dair gelişmeleri aktaran bir haberdi. Haber içeriğinde örtük olarak ayrımcı söylem üretildiğini gözlemledik. Resmi tarih anlatısına ve önyargılara dayanan ve buralardan beslenen bir dilin kullanıldığı haberde, savaşın halklar üzerindeki etkisine değinilmemişti. Savaşın Türkiye’deki olası yansımalarına yer vermeyen haber, toplumsal kutuplaşmanın derinleşme olasılığından bahsetmiyordu. Aynı zamanda Azerbaycan ve Ermenistan’dan bahsederken asimetrik bir dil kullanan haberde, Ermenistan’dan bahsedilirken ‘işgal’ kelimesine yer veriliyordu.
Atölye kapsamında incelenen bir köşe yazısının başlığı “Gücümüz Ermenilere mi yetmiş?”ti. Burada öncelikle ayrımcı söylemin haberlerde ve köşe yazılarında farklı biçimlerde karşımıza çıktığı tartışıldı. Özellikle son yıllarda en saldırgan söylemlerin köşe yazılarına taşındığından bahsedildi. Bu örnek özelinde, başlık aracılığıyla Türklüğün bir üst kimlik olarak konumlandırıldığı tartışıldı ve ‘biz’ ve ‘onlar’ karşıtlığı yaratıldığına değinildi. Köşe yazısında Ermeni toplumunun anma hakkına veya kültürel miras alanındaki taleplerine dair bir vurgu olmadığı tartışıldı. İncelediğimiz “Gayrimüslim azınlıklarımız” başlıklı diğer köşe yazısı, ayrımcı söylemin farklı kurgulanma biçimlerini vurgulamamıza olanak sağladı. Ayrımcı söylem, nefret söylemini de kapsayan bir şemsiye terim olmakla beraber her zaman doğrudan negatif biçimde karşımıza çıkmak zorunda değil. Bu köşe yazısı örneğinde de tartışıldığı gibi, başlıktaki “azınlıklarımız” ifadesiyle azınlıklar eşit özne konumundan çıkarılırken, bir üst kimliğin gözetimi vurgulanmış, ‘bizden olduklarını görmek’ gibi ifadelerle kapsayıcı gibi görünen ama dışlayıcı ve dikey bir ilişki kurulmuş. Çoğulculuktan uzak bir başlık aracılığıyla bu kimliklere yönelik mevcut biz ve onlar karşıtlığı pekiştirilmiş. Başlıkta kullanılan ifade aynı zamanda kimlikleri homojenleştiren ve yapısal ayrımcılığı perdeleyen bir işlev görüyor.
Tüm bu eğilimler, bağımsız medyanın nefret söylemi ve ayrımcı dilin tamamen dışında olmadığını gösteriyor. Yazılı basında gözlemlediğimiz saldırgan dil ve kalıplaşmış nefret söylemi yerine, örtük biçimlerde ayrımcı söylemlerle karşılaşıyoruz. Bunun yanı sıra azınlık temsilinin eksikliği veya yetersizliği olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda nefret söylemiyle mücadele etmek için insan hakları perspektifinin temel bir yaklaşım olarak benimsenmesi, çoğulcu ve kapsayıcı bakış açısının temel alınması ve bir arada yaşam vurgusunun olması kritik bir önem taşıyor.
[1] Hrant Dink Vakfı. Yeni Bir Söylem Eğitim Kitapçığı. https://hrantdink.org/tr/asulis/yayinlar/286-egitim-kitapciklari/3456-egitim-kitapcigi
IPS İletişim Vakfı/Atölye BİA,  Civil Rights Defenders işbirliğiyle, 5–6 Eylül 2025 tarihlerinde “Celal Başlangıç Barış Gazeteciliği Atölyesi” düzenledi. İki gün süren atölyede gazeteciliğin barış süreçlerindeki rolü tartışmaya açıldı; medyada temsil sorunları, çeşitlilik ve çoğulculuk başlıkları ele alındı. Mülteciler, LGBTİ+’lar, Lozan azınlıkları ve Roman topluluklarının medyadaki temsiliyeti tartışılırken, Celal Başlangıç’ın gazetecilik mirası ve Türkiye ile Ortadoğu bağlamında barış süreçleri üzerine değerlendirmeler yapıldı. Atölye, barış gazeteciliğinin Türkiye’deki imkânlarını tartışmaya açan bir buluşma oldu.
(HDV/Mİ)

Вижте още

Mahkeme İBB’nin 30+ lisansüstü öğrencileri tam indirimli ulaşımdan yararlandırmasını haklı buldu

Права и общество януари 21, 20262 Mins Read

Suriye’de sorun Kürtler mi, yoksa Şam mı?

Права и общество януари 21, 20266 Mins Read

AP, Grönland’a yönelik tutumunu protesto için ABD ile ticaret anlaşmasını görüşmeyi durdurdu

Права и общество януари 21, 20262 Mins Read

ABD Merkez Komutanlığı, cezaevlerindeki IŞİD’lileri Irak’a naklediyor

Права и общество януари 21, 20262 Mins Read

Rize’de Murat Çalık için eylem: Çocuğumuza zulüm yapılıyor

Права и общество януари 21, 20262 Mins Read

10 Mart’tan 18 Ocak’a: SDG-Şam anlaşmaları bize ne söylüyor?

Права и общество януари 21, 20266 Mins Read

Acun Medya Genel Koordinatörü Esat Yontunç hakkında yakalama kararı

Права и общество януари 21, 20261 Min Read

Murat Çalık: Bir gün boyunca aç bırakıldım

Права и общество януари 21, 20264 Mins Read

Gostil Sağlamcılık Ödülleri finalistleri belirlendi

Права и общество януари 21, 20262 Mins Read

Suriye: Şam yönetimi, SDG ile çatışmalarda dört gün ateşkes ilan etti

Права и общество януари 20, 20263 Mins Read
Още новини
Лайфстайл

İspanya’daki gemiye uyuşturucu soruşturması: İstanbul’da 10 şüpheli tutuklandı

януари 22, 2026
Лайфстайл

Sekiz ay boyunca hamileliği saklamıştı: Gizemli torun hızlı büyüdü… Bu nasıl büyükanne!

януари 22, 2026
Новини

Gökçer Tahincioğlu: İstanbul’un suç haritasında bilinmeyen isimlerin, bilinmeyen örgütleri sıralanıyor

януари 22, 2026
Новини

Mine Söğüt: Tarihsel körlük genetiktir; her çağın aydını atalarından miras körlüğünü yaşar

януари 22, 2026
Новини

Alaattin Aktaş: Bu borcu Hazine mi ödüyor sanıyoruz; Türk halkı ödüyor!

януари 22, 2026
Новини

Esfender Korkmaz: ‘Üniversitelerde tek tip ders şablonu/YÖK benzeri merkez otorite’ kombinasyonu dünyada yoktur

януари 22, 2026
Новини

Atilla Özsever: MESS’in grev kararı alan işçileri hemen görüşmeye çağırması, bir geri adım olarak değerlendirildi

януари 22, 2026
Жени

İsrail TV’sinde canlı yayında Türkiye alarmı! ‘Risk altındayız, bu hamle tüm planları bozar’

януари 22, 2026
Лайфстайл

Sağanak ve karla karışık yağmur geliyor! Meteoroloji’den çok kuvvetli fırtına ve yağış uyarısı: 15 ilde alarm verildi

януари 22, 2026
Лайфстайл

Galatasaray’da Atletico Madrid maçı sonrası açıkladı! ‘İlk 24 savaşı sürüyor! Maçın iki net kırılma noktası var’

януари 22, 2026
1 2 3 … 3 353 Next
Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
  • Начало
  • Анализи
  • Икономика
  • Новини
  • Политика
  • Спорт
  • Финанси
  • Още
    • Жени
    • Права и общество
    • Технологии
    • Лайфстайл
    • Общество
© 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.