Venezuela’ya yönelik saldırı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun eşi ile birlikte kaçırılması herkesin gündemini belirledi. Kimileri ABD saldırganlığı karşısında „ne olursa olsun“ diyerek Maduro’nun yanında durdu, kimileri „ama zaten o da“ diyerek ortada bir yerde durmayı tercih etti. Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin yanında duran ise Ukrayna ve İsrail hükümetleri oldu.
Chavez sonrası Türkiye’de sosyalistler ne kadar eleştirse de Chavez’e yakınlık duyuyordu. Chavez’in popülist politikaları nedeniyle mesafeliydiler. Maduro’nun gelişi ile araya konan mesafe biraz daha açıldı. Ardından Maduro’nun AKP’nin ilgi alanına girdi. Öyle ki Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım, COVID-19 pandemisi döneminde bizzat „test kiti ve maske“ götürecek kadar yakınlaştı. Ardından Maduro Türkiye’ye geldi, film setlerinde ağırlandı. Solun gözünden düşen Maduro, AKP’nin gözdesi haline gelmişti.
Maduro, 15 Temmuz sonrası Erdoğan’a destek vermek için ilk arayan oldu. O artık „Maduro kardeşim“ olmuştu. Ama Maduro’nun bilmediği bir şey vardı.
Aradan geçen yıllarda Venezuela’dan Türkiye’ye sevk edilen uyuşturucu yüklü gemiler de. Ta ki Maduroa, ABD darbesi ile kaçırılana kadar. Türkiye konuya dair pek bir şey söylemek istemedi. Hatta Cumhurbaşkanı başdanışmanı Cemil Ertem, Maduro’ya destek verdiği sosyal paylaşımını silmeye karar verdi.
Ne de olsa kardeşler arasında da küslük olabilir diyebilirsiniz. Tamam olur da, kardeşiniz mahallenin kabadayısından dayak yerken yanında durmamak biraz abes kaçar. En azından artık ona „Maduro kardeşim“ diyemezsiniz. Belki de artık ‘a’ yerine ‘e kullanma, „Meduro“ diye hitap etme zamanı gelmiştir.
Gerek, Emniyet Genel Müdürlüğü analizlerinde gerek uluslararası analizlerde Güney Amerikadan yola çıkan uyuşturucunun yeni rotasının Türkiye olduğu dile getiriliyor. Maduro yakın bir zamanda ABD’de uyuşturucu ve silah kaçakçılığı suçlaması ile yargılanacak. Muhtemelen birçok kişi de „samimi nedamet“ içinde olup olmadığını yakından takip edecek.
Elbette Maduro’nun bu suçlamaları kabul etmesi beklenmiyor. Zaten amaç da bu değil, asıl amaç Venezuela kaynaklarını sömürerek ABD ekonomisine nefes aldırmak. Belki bir diktatörün ortadan kaldırıldığı, ‘demokrasinin’ yeşereceği düşüncesi dile getirilecektir. Ancak gerçek olan Venezuela halkının daha da yoksullaşacak olmasıdır.
Hatta Venezuela saldırısı sonuç verirse bir sonraki hedefin de Küba olduğunu dile getirenler var. Nasıl olsa bir bahane bulunur Küba için de.

