Otonom Yayıncılık emekçileri; eleştirel teori, politik ekonomi ve yeni örgütlenme biçimleri üzerine çalışan, 1991’den bu yana evi olan Meksika’daki Zapatista hareketiyle yakından ilişkili İrlandalı Marksist düşünür John Holloway’le “Umutsuz Zamanlarda Umut” kitabı üzerine konuştu.
Holloway’in “İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek” ile başlayan ve “Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak”la devam eden üçlemesinin son halkası olan kitap, Münevver Çelik’in çevirisiyle yayımlandı.
Kitap, düşünürün deyimiyle “felakete doğru koşan bir dünyaya bir müdahale gibi”.
Otonom Yayıncılık’ın kendi sosyal medya hesaplarından yayınladığı video-söyleşinin deşifresinin bir bölümünü yayımlıyoruz.
“Umut her zaman olduğundan daha gerekli”
Sokakta yürüyorsunuz, gazeteleri okuyorsunuz, gördükleriniz karşısında diyorsunuz ki, devrimi düşünmek hâlâ nasıl mümkün olabilir? Bazı iyileştirmeler düşünebiliriz belki. Erdoğan’dan kurtulabiliriz, bazı şeyleri değiştirebiliriz. Ama devrimi sahiden nasıl düşünebiliriz? Bu hâlâ mümkün mü? Bir taraftan, nasıldır bilirsiniz, şöyle hissetmez miyiz? Biz acaba gerçekten deli miyiz? Ama diğer taraftan şunu da biliriz: Bu umutsuz zamanlar kötü, ama mesele bundan ibaret değil. Mesele, bir dinamiğin tam ortasında olmamız. Kapitalizm kötü bir sistem, ama aynı zamanda bir dinamiği olan bir sistem. Bir yıkım dinamiği; daha doğrusu, bana kalırsa, bir yaratım ve yıkım dinamiği bu. Ama şu an yıkım gitgide daha bariz bir hâl alıyor. Yıkım potansiyeli katlanarak artıyor. Görüyoruz bunu. Görmekten ve dile getirmekten asla kaçamayacağımız bir şey varsa bu herhalde Gazze’dir.
Gazze’yi düşünürken çığlıklar atıyorsunuz. Çığlık üstüne çığlık. Ve sonra diyorsunuz ki, hayır, hiç kusura bakmayın, umut fikrinden vazgeçemeyiz. Dünyayı değiştirme fikrinden vazgeçemeyiz. Bu yıkım dinamiğini durdurmak fikrinden vazgeçemeyiz. Ve bence bunu, sadece bunun ne kadar da kötü olduğundan başlayarak da düşünemeyiz, buradan başlamıyoruz. Düşünmeye potansiyelimizle, zenginliğimizle, yaratıcılığımızla neler yapabileceğimizi, insanlığın ne anlama geldiğini, ne anlama gelebileceğini, bunun nasıl ifade bulduğunu, mücadelelerde nasıl hayat bulduğunu sorarak başlamak zorundayız. Sonra da kapitalizmin zayıflığının nasıl da bizim zenginliğimizden kaynaklandığını anlamaya çalışmalıyız. Demek ki bu sadece delilik değil. Biz çoğu zaman görmesek de, fark etmesek de daima orada olan, bütün sistemi krize sürükleyen bir gücümüz var bizim. Galiba tam olarak bunu söylemeye çalışıyorum. Demek istediğim, umut her zaman olduğundan daha zor, ama her zaman olduğundan daha gerekli.
İrlandalı filozof Holloway’den ‘sürece’ destek: Tüm halklar için umut ışığı
16 Temmuz 2025
“Bir araya gelip dünyayı nasıl geri alabileceğimizi düşüneceğiz”
Devleti ele geçirme girişimleri felaketlerle sonuçlandı. Sovyetler Birliği’ni düşünelim mesela. Elbette, bu demek değil ki insanların hayatlarını iyileştirmedi. Dünyayı parti yoluyla, partiyle birlikte değiştirmek mücadelesinde insanlar canlarını verdi. Ama bu sistem işe yaramadı. Korkunç bir şey üretti. Reformist partileri düşünelim. Meksika dışında, bu partiler de artık dünyanın hiçbir yerinde yok. Meksika gerçekten farklı bir yönde ilerliyor. Arkasında geniş bir halk desteği olan, merkez sol bir hükümet var. Ama dünyada bundan başka, ikinci bir ülke düşünmekte zorlanıyoruz. Avrupa’daki sosyal demokrat partiler yapabiliyorlar mı? Herhangi bir reform yapamıyorlar. “Dünyayı reformlarla dönüştüreceğiz, dünyayı devlet aracılığıyla değiştireceğiz” gibi düşünme seçenekleri, böyle bir güçleri artık yok. Bana kalırsa bu seçenek artık çöküyor. Her yerde çöküyor.
O halde öteki geleneğe göre düşünmemiz lazım. O öteki gelenek ise şöyle der: “Hayır, biz bir araya geleceğiz. Dostlarımızla bir araya geleceğiz. Komşularımızla. Bizimle aynı türden işlerle meşgul insanlarla. Fabrikadaki yoldaşlarımızla, ofisteki yoldaşlarımızla, üniversitedeki yoldaşlarımızla. Biz bir araya gelip dünyayı nasıl geri alabileceğimizi, kontrolü nasıl elimize alabileceğimizi, buradan başlayarak farklı bir toplumun yaratılması için nasıl mücadele edebileceğimizi birlikte deneyeceğiz ve düşüneceğiz.” Öyleyse bir yanda, bana kalırsa içi gittikçe boşalan devlet merkezli bir gelenek var. Diğer yanda ise, bunu bir tür komünal örgütlenmeyle yapma fikri var. Bu elbette hem Zapatista hareketi hem de sizin yanı başınızdaki Kürt Özgürlük Hareketi için çok temel bir fikir.
Söyleşinin tamamını izlemek (Türkçe altyazılı) için tıklayın.
Söyleşiye vesile olan kitapla ilgili detaylı bilgi için tıklayın.
(TY)

