Dünyanın “delisi”, Venezuela’nın fiili “kayyımı” Trump, yine yaptı yapacağını. Petrol uğruna, biraz da “dünyanın en güçlüsü biziz” demek için Venezuela’ya saldırdı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu hamleyi “tehlikeli bir emsal” olarak tanımladı. Avrupa Birliği’nden de alışıldık bir “kınıyoruz” açıklaması gelmesi muhtemel.Peki ya sonrası? Kadınlar, çocuklar bu tablonun neresinde?
Biliyoruz ki savaş, çatışma ve işgal ortamlarında kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet hızla artıyor.
UNFPA’nın verilerine göre Venezuela’da ekonomik ve toplumsal kriz nedeniyle cinsel istismar, zorla evlilik ve taciz riski halihazırda yaygın. Çatışma derinleştikçe bu tablo daha da ağırlaşıyor.
Türkiye’de barış ihtimalini konuşurken, dünyanın başka bir yerinde gelinen bu nokta, 2026’nın daha ilk günlerinde geleceğe dair kaygıyı arttırıyor.
Geçen hafta üç gün süren Ayşe Tokyaz davasında tanıklık ettiğimiz emsali görülmemiş yargılama pratiği ve tüm bu yaşananlara rağmen, umuttan söz etmek şart.
Biraz feministlerin takip ettiği davalardaki farkı konuşmaya ne dersiniz?
Hepimizin bildiği bir gerçek var: Erkeklerin kadınlara yönelik şiddet davalarında “haksız tahrik” indirimi alabilmesi, kadınların yaşam hakkının sistematik biçimde nasıl değersizleştirildiğinin açık göstergesi.
Mahkemelerin erkek sanıklara “iyi hâl”, “pişmanlık” ve “haksız tahrik” gerekçeleriyle ceza indirimleri uygulaması, şiddeti önlemek yerine yeniden üreten bir mekanizma olarak işliyor. Kadınların öldürüldüğü ya da ağır yaralandığı dosyalarda faillerin cezalarının hafifletilmesi, yargının mağduru koruyamadığını her seferinde yeniden gösteriyor.
Meşru müdafaa hakkını kullanan kadınlar söz konusu olduğunda da tablo değişmiyor. Kadın öldürüldüğünde de, hayatta kalmak için öldürdüğünde de giyimi, yaşam tarzı, “makbul” sayılıp sayılmadığı ve kimliği yargılamanın merkezine yerleştiriliyor. Erkeklerin işlediği suçlar ise çoğu zaman asıl yargılama konusu olması gerekirken görünmez hale getiriliyor.
Kadına yönelik şiddet, cinsel istismar ve tecavüz davalarında feministlerin mahkeme salonlarındaki varlığı mutlak fark yaratıyor. Salonda feministlerin olması bile mahkemelerin daha dikkatli davranmasına neden oluyor.
Anlayacağınız, kurulmuş ve işlemekte olan bir eril yargı güzergâhı var.
Serap Avcı davası
Yargının eril güzergahı Serap davasında nihayet kırıldı. Yedi yıllık evliliği boyunca sistematik şiddete karşı hayatta kalmaya çalışan Serap Avcı ’nın hayatı 18 Nisan 2025 gecesi değişti. Gece saat 03.30’da yatağında uyurken Yasin Avcı’nın şiddetiyle uyandırılan Serap, dakikalar süren darp, boğma girişimi ve sürüklenme anlarını yaşadı. Yasin Avcı Serap’ı 12. kattan aşağı atmaya çalıştı.
Kaçacak hiçbir yerinin kalmadığı bu sırada Serap, karanlıkta eline geçen bir bıçakla kendisini savunmak zorunda kaldı ve bu sayede hayatta kalmayı başardı.
Serap Avcı için kurulan “Serap İçin Feministler” davayı düzenli olarak takip etti Davaya gittiler, açıklamalar yaptılar kamuoyunun dikkatini bu davaya çekmek için yoğun çaba sarf ettiler. Son olarak nihayet 9 Aralık 2025’teki karar duruşmasına mahkeme Serap Avcı, hakkında tahliye kararı verdi.
Avcı hakkında ceza verilmesine yer olmadığına hükmetti. Yani mahkeme kadınların yıllardır sokakta ve mahkeme salonlarında dillendirdiği “meşru müdafaa” hakkını tanımış oldu.
Serap davasındaki kazanımın neden bu kadar önemli olduğunu anlamak için, feminist dava takibinin hafızasına bakmak gerekiyor.
Bu nedenle Serap için Feministler, 27 Aralık’ta İstanbul’da feminist mekânda bir araya geldi. Cemre Baytok ve Feride Eralp, feministlerin yıllardır mahkeme salonlarında biriktirdiği deneyimi, kırılma anlarını ve bedelleri anlattı. Anlatılanlar yalnızca geçmişin dökümü değil bugünün neden mümkün olduğunun da cevabıydı aslına bakarsanız.
Cemre Baytok ve Feride Eralp, feminist dava takibinin hiçbir zaman “sadece adalet arayışı” olmadığını söyledi. Feministler için dava takibi, devletin ve yargının erkek şiddetini nasıl akladığını teşhir etmenin bir yolu. “Biz mahkeme salonuna girdiğimizde yalnızca bir davaya değil, erkek egemen adalet anlayışına itiraz ediyorduk” dediler.
Ayrıca her ikisi de kadın cinayetlerinin ve şiddet davalarının adli vaka gibi ele alınmasına baştan itiraz ettiklerini, bu davaların politik olduğunu ısrarla söylediklerini anlattılar:
“Bir kadının öldürülmesinden sonra mahkemede asıl yargılananın çoğu zaman öldürülen kadın olduğunu gördük.”
Ayşe Yılbaş davası bu hafızanın önemli duraklarından biriydi. Cemre Baytok, Avukat Meriç Eyüboğlu’nun yalnızca bir kadın cinayeti davasının avukatı değil, aynı zamanda erkek şiddetinin hedefi haline getirilen bir kadın avukat olduğunu anlattı. Boşanma sürecinde olan bir kadının davasını takip ettiği için tehdit edildiğini, silahlı saldırıya uğradığını ve buna rağmen davayı bırakmadığını söyledi. “Bu dava bize şunu gösterdi, erkek şiddeti yalnızca öldürülen kadınlara değil, o şiddeti ifşa edenlere de yöneliyor” dedi.
Cemre Baytok, Münevver Karabulut cinayetinin feminist hareket açısından bir kırılma anı olduğunun altını çizdi. 2009’da bu davayla birlikte feministlerin yalnızca duruşma salonlarında değil, sokakta, medyada ve kamuoyunda da daha görünür hale geldiğini anlattı. “O dönem şunu fark ettik mahkeme salonuna girmek yetmiyor, bu davaların toplumsal hafızaya kazınması gerekiyor” dedi.
Bu farkındalık, erkek şiddetine karşı başka kampanyanlara giden yolu açmıştı. Cemre Baytok, kampanyanın neden özellikle mahkemelere odaklandığını şöyle anlattı: “Çünkü biz gördük ki mahkemeler kadınların öldürülmesini normalleştiriyor. Haksız tahrik, iyi hâl, kravat indirimi… Bunların hepsi erkek şiddetinin yargı eliyle aklanmasıydı.”
Cemre Baytok, Arzu Yıldırım’ın öldürüldüğünde çantasında savcılığa verdiği ama işleme alınmamış dilekçenin bulunmasının feministler için bir dönüm noktası olduğunu anlattı. “O an şunu çok net gördük kadınlar öldürülüyor çünkü devlet görevini yapmıyor” dedi.
Şefika Etik davası ise mahkeme salonlarında kadın bedeninin nasıl didik didik edildiğinin en çarpıcı örneklerinden biriydi. Baytok, duruşmalarda saatlerce Şefika’nın sadakatinin konuşulduğunu, cinayetin neredeyse tali bir mesele haline geldiğini hatırlattı. “Kadının öldürülmesi değil, aldatıp aldatmadığı yargılandı” dedi.
Aynı anda onlarca dosya, sürekli ölüm, sürekli şiddet, sürekli fail korumacılığı… “Bir yerden sonra şunu konuştuk” dedi Cemre Baytok, “kendimizi yalnızca dava takibine indirgersek tükeniriz.”
Bu tartışma, feministlerin bakışını genişletti. Erkeklerin kadınları öldürdüğü davaların yanı sıra, hayatta kalmak için erkekleri öldürmek zorunda kalan kadınların davalarına da odaklanılmaya başlandı. Serap davası, tam da bu hattın bugünkü karşılığı:“Biz yıllardır şunu söylüyoruz: Yaşamak için direnmek suç değildir. Meşru müdafaa bir lütuf değil, haktır.”
Serap’ın tahliyesini bu yüzden sıradan bir dava sonucu gibi okumamak gerekiyor, çünkü bu sonuç feministlerin on yıllardır kurduğu politik hattın bugünkü kazanımı. Mahkeme salonlarında biriken sözler, itirazlar, öfke ve dayanışma, Serap’ın özgürlüğünde karşılık bulduu. Hem de tüm kadınlar için.
Feministler bir davayı takip ettiğinde, adalet ihtimali değişir buna eminiz artık…
Bu haftaki kadın ajandası
Öncelikle bugün (4 Ocak Pazar) İstanbul Emek ve Demokrasi Güçleri “ABD emperyalist saldırganlığının karşısında, Venezuela halkının yanındayız” demek için Taksim Tünel’de bir araya geliyor. Aralık Feminist Kolektif de eylemin duyurusunu yaptı.
8 Ocak’ta 25 Kasım 2024’te gözaltına alınan 168 kişi Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde hakim karşısına çıkıyor.
Türkiye’nin bir çok farklı noktasından kadınlar 10 Ocak’ta Ankara’da bir araya geliyor. Kadın Mitingi’nde kadınlar taleplerini anlatacak. Kadın Mitingi Bileşenleri, iktidarın 202 yılını “Aile Yılı” ilan etmesiyle birlikte kadınların aile içine hapsedilmek istendiğini, LGBTIQ+’ları hedef haline getirildiğini ve insan haklarına aykırı yargı düzenlemelerinin kabul edilemez olduğunu belirtmişti.
14 Ocak’ta Urfa’da şüpheli birr şekilde hayatını kaybeden Pınar Bulunmaz’ın davası var. Baş şüpheli son duruşmada tutuklanmıştı.
Çatışmasız ve elbette eşitlikten ve özgürlükten yana yeni bir hafta gelsin…
Yazının fotoğrafı: Serap için Feministler Kampanya Grubu, Serap’la bir araya geldi. XWte yapılan paylaşımda şöyle denildi: „Feminist dayanışmamızın gücünü hissettik. Hiçbir kadın erkek şiddetine maruz kalmayana dek feminist mücadelemiz devam edecek!“
(EMK)

