Close Menu
  • Начало
  • Анализи
  • Икономика
  • Новини
  • Политика
  • Спорт
  • Финанси
  • Още
    • Жени
    • Права и общество
    • Технологии
    • Лайфстайл
    • Общество
Facebook X (Twitter) Instagram
Facebook X (Twitter) Instagram
Haber.bgHaber.bg
  • Начало
  • Анализи
  • Икономика
  • Новини
  • Политика
  • Спорт
  • Финанси
  • Още
    • Жени
    • Права и общество
    • Технологии
    • Лайфстайл
    • Общество
Haber.bgHaber.bg
Начало » Интервю със Сара Джилани за Фанон, колониализма и африканската култура и изкуство

Интервю със Сара Джилани за Фанон, колониализма и африканската култура и изкуство

януари 12, 2026 Права и общество
Share
Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email
BG Прочети на български TR Прочети на турски
През 2025 г. се навършиха 100 години от рождението на психиатъра и мислител Франц Фанон. Фанон анализира опита на колониализма не само като исторически феномен, но и в телата на отделните хора,...

2025, psikiyatr ve düşünür Frantz Fanon’un 100. doğum yılıydı.
Fanon, sömürgecilik deneyimini yalnızca tarihsel bir olgu olarak değil, bireylerin bedenlerinde, psikolojilerinde ve toplumsal ilişkilerinde somut bir gerçeklik olarak ele aldı; özgürleşmeyi devlet veya hukuki kazanımların ötesinde, öznel dönüşüm ve toplumsal ilişkilerin yeniden kurulması bağlamında düşünmemizi sağladı.
Çalışmaları ve eserleri, 1961’deki ölümünden önce olduğu kadar sonrasında da, Afrika ve dünyanın farklı bölgelerinde yürütülen sömürge karşıtı kurtuluş hareketlerine ilham kaynağı oldu.
Düşünsel mirası ise günümüzde başta Afrika edebiyatı, sineması ve felsefesi olmak üzere, sömürgecilik karşıtı ve küresel ölçekte ezilen toplulukların deneyimlerini merkeze alan anlatılarda hâlâ derin etkiler yaratıyor. Yaklaşımı, yeni düşünsel alanlar açmakla kalmayıp, politik tahayyülleri dönüştürmek için de önemli bir araç sunuyor.
Frantz Fanon’un mirasını ve güncel Afrika felsefesi, edebiyatı ile sinemasındaki yansımalarını ele almak üzere, Londra Şehir Üniversitesi’nden Dr. Sarah Jilani ile konuştuk.

Fanon’la karşılaşma
Öncelikle size hem Frantz Fanon üzerine Açık Radyo’daki söyleşiniz hem de Fanon’un 100. yaşı vesilesiyle onunla kurduğunuz düşünsel bağı sormak isterim: Fanon’la karşılaşmanız nasıl oldu?
Fanon’la karşılaşmam, esasen postkolonyal edebiyat ve kültürle uğraşırken karşılaştığım bir tür “teorik zorunluluk” olarak gelişti. Kimlik, ırk ve sömürgecilik üzerine çok sayıda metin okurken, bu meselelerin çoğu zaman ya soyut bir dilde ele alındığını ya da yalnızca temsile indirgendiğini hissediyordum. Fanon ise bu sorunları hem maddi hem de psikolojik düzeyde, üstelik son derece somut örnekler üzerinden ele alıyordu. Onun metinlerinde sömürgecilik yalnızca tarihsel bir yapı değil, insanların bedenlerinde, arzularında ve korkularında yaşayan bir gerçeklik olarak ortaya çıkıyordu.
Zamanla Fanon’un benim için önemi, yalnızca sömürgecilik eleştirisi yapmasından değil, özgürleşmeyi öznel dönüşümle birlikte düşünmesinden kaynaklandı. Özellikle Black Skin, White Masks (Siyah Deri, Beyaz Maske, 1952) ve The Wretched of the Earth (Yeryüzünün Lanetlileri, 1961), bana edebiyat ve sinemanın neden yalnızca “hikâye anlatmakla” kalmadığını; insanların kendileriyle ve dünyayla ilişkilerini yeniden kurabilecekleri alanlar açtığını düşünme imkânı verdi.

Fanon’un en çok referans verilen kitaplarından Siyah Deri, Beyaz Maske (Black Skin, White Masks, 1952).

Fanon’un metinlerinin hâlâ bu kadar canlı, sarsıcı ve rahatsız edici olmasının nedeni sizce nedir? Onu yalnızca sömürgecilik tarihine ait bir figür olmaktan çıkaran düşünsel kırılma nerede başlıyor?
Fanon’un metinleri hâlâ rahatsız edici çünkü bizi sömürgeciliği “tamamlanmış” bir tarih olarak düşünmekten alıkoyuyor. Bayrakların indirilmiş, ulus-devletlerin kurulmuş olmasıyla sömürgeciliğin sona ermediğini; aksine yeni biçimlerde devam ettiğini gösteriyor: Borç rejimleri, kültürel hiyerarşiler, epistemik tahakküm ve psikolojik içselleştirme yoluyla. Bu yüzden Fanon’u okurken, okur da kendini güvenli bir tarihsel mesafede konumlandıramıyor.
Onu tarihsel bir figür olmaktan çıkaran kırılma noktası, özgürleşmeyi yalnızca devlet iktidarı ya da hukuki egemenlik meselesi olarak görmemesi. Fanon’a göre asıl soru şudur: İnsanlar özgürlükten sonra kim olacaklar? Ne tür öznelikler, ne tür toplumsal ilişkiler üretilecek? Bu soru, bugün Filistin’den Afrika’ya, Avrupa metropollerindeki ırkçılıktan küresel kapitalizmin krizlerine kadar pek çok bağlamda hâlâ yakıcıdır.
“Yalnızca devrimci bir stratejist değil”
Fanon’un psikanalizi kolonyal bağlamda yeniden düşünme girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Fanon’un psikanalize yaklaşımı, onu Avrupa merkezli varsayımlarından koparan radikal bir müdahaledir. Klasik psikanaliz, çoğu zaman bireyin iç dünyasını tarih ve siyasetten yalıtarak ele alır. Fanon ise tam tersine, sömürgeciliğin bizzat ruhsal yapıyı şekillendirdiğini söyler. Irkçılığın, aşağılanmanın ve sürekli tehdit altında yaşamanın yarattığı ruhsal yaralar bireysel “bozukluklar” değil, politik olarak üretilmiş deneyimlerdir.
Bu nedenle Fanon için terapi, insanları mevcut düzene uyumlu hâle getirmek anlamına gelemez. Aksine, psikanaliz, insanların yaşadıkları acının kaynağını toplumsal yapılarda görmelerine yardımcı olmalıdır. Bu yaklaşım, Latin Amerika’daki Ignacio Martín-Baró’nun özgürleşme psikolojisi gibi geleneklerle de buluşur ve psikolojiyi bir uyum mekanizması olmaktan çıkarıp, politik bir farkındalık alanına dönüştürür.
Fanon bugün sizce en çok hangi bağlamlarda yanlış okunuyor ya da eksik bırakılıyor?
Bugün Fanon en sık biçimde “şiddeti yücelten” bir düşünür olarak sunuluyor. Oysa Fanon’un yaptığı, şiddeti ahlâki olarak savunmak değil; sömürge dünyasında şiddetin zaten gündelik hayatın örgütleyici ilkesi olduğunu teşhis etmektir. Polis baskınları, zorla çalıştırma, sınırlar, kamplar ve sürekli tehdit hâli zaten vardır. Fanon’un sorduğu soru, bu koşullarda öznenin nasıl şekillendiğidir.
Bir diğer eksik okuma da Fanon’un öznel dönüşüm vurgusunun göz ardı edilmesidir. Fanon yalnızca devrimci bir stratejist değil; insanların “başka türlü” düşünebilme, hissedebilme ve ilişki kurabilme ihtimallerini düşünen bir filozoftur. Onu yalnızca sloganlara ya da tekil alıntılara indirgemek, düşüncesinin en üretken boyutlarını silikleştirir.
“Mesele yalnızca ‘kimin konuştuğu’ değil”
Afrika edebiyatı, sineması ve felsefesi üzerine çalışıyorsunuz. Afrika edebiyatında “kim konuşuyor, kimin adına konuşuluyor” sorusu hâlâ merkezi bir yerde duruyor. Bu temsil tartışması bugün nasıl bir evreden geçiyor?
Afrika edebiyatında temsil meselesi bugün hâlâ merkezî, ancak artık çok daha karmaşık bir aşamaya geçmiş durumda. 1960’larda Nijeryalı Chinua Achebe ya da Kenyalı Ngũgĩ wa Thiong’o için temel soru, Afrikalıların kendi hikâyelerini Batılı bakışa karşı anlatabilmesiydi. Bugün ise mesele yalnızca “kimin konuştuğu” değil, bu konuşmanın hangi küresel piyasa koşullarında, hangi beklentilere cevap vererek gerçekleştiği.
Örneğin güncel Afrika edebiyatı, “otantik Afrika deneyimi” beklentisinin kendisini de sorguluyor. Bu beklenti, çoğu zaman sömürgeci bir merakın devamı olarak işliyor. Batı Afrika hikâyelerinde yoksulluk ve zorluk ya da saf bir mutluluk görmek istiyor. Dolayısıyla temsil tartışması, tek bir “Afrika sesi” üretmekten ziyade, çoklu, çelişkili ve bazen rahatsız edici seslerin yan yana var olabilmesiyle ilgili bir hâl alıyor.
Sömürge sonrası edebiyat, uzun süre geçmişle hesaplaşma ekseninde okundu. Güncel Afrika edebiyatında bu tarihsel yükle kurulan ilişki nasıl dönüşüyor; hangi yeni düşünsel, toplumsal ya da varoluşsal meseleler öne çıkıyor?
Geçmişle hesaplaşma hâlâ önemli; ancak artık tek merkez değil. Güncel Afrika edebiyatında kentleşme, sınıf eşitsizlikleri, çevresel yıkım, göç ve gündelik hayatın güvencesizliği öne çıkıyor. Bu metinler sömürge tarihini arka planda tutarken, bağımsızlık sonrası dönemin hayal kırıklıklarını ve çelişkilerini inceliyor.
Bu dönüşüm, Ayi Kwei Armah’ın The Beautyful Ones Are Not Yet Born (1969) gibi erken metinlerle başlayan bir hattın devamı olarak da okunabilir. Armah’ın yaptığı gibi, birçok çağdaş yazar da bağımsızlığın otomatik olarak özgürleşme getirmediğini, hatta yeni türden bağımlılıklar üretebildiğini gösteriyor. Bu, Fanon’un “ulusal burjuvazi” eleştirisiyle de doğrudan örtüşür.

Ayi Kwei Armah.

Afrika sineması ve felsefesi
Afrika sinemasında, özellikle Abderrahmane Sissako ya da Mati Diop gibi yönetmenlerin filmlerinde, tarihsel travmanın doğrudan anlatımından ziyade dolaşıma sokulan bir hafıza estetiği öne çıkıyor. Sizce bu dolaylı anlatım biçimleri politik etkiyi hangi biçimlerde dönüştürüyor?
Abderrahmane Sissako’nun Timbuktu ya da Mati Diop’un Atlantics gibi filmlerinde travma, açık bir didaktik anlatıyla değil; sessizlikler, tekrarlar ve gündelik anlar üzerinden dolaşıma girer. Bu filmler, seyirciye ne düşüneceğini söylemez; onu etik bir karşılaşmanın içine yerleştirir.
Bu dolaylılık politik etkiyi zayıflatmaz, aksine derinleştirir. Seyirci pasif bir tanık olmaktan çıkar, anlatının boşluklarını doldurmak zorunda kalır. Bu da Fanon’un özneleşme fikriyle örtüşür: Politik dönüşüm, ancak insanların aktif olarak düşünmeye ve hissetmeye zorlandıkları anlarda mümkün olur.
Kolonyalizmin en kalıcı etkilerinden biri epistemik şiddet olarak düşünüldüğünde, Afrika felsefi bu bilgi rejimleriyle nasıl başa çıkıyor?
Afrika felsefesi bugün yalnızca sömürgecilik döneminde üretilmiş yanlış temsillere itiraz etmekle kalmıyor, aynı zamanda Avrupa felsefesinin kendisini “felsefenin kaynağı” olarak konumlandıran tarih anlatısını da sorguluyor. Mesele sadece Afrika’nın yanlış bilindiği değil, Avrupa’nın kendi entelektüel tarihini evrenselmiş gibi sunarak başka düşünce geleneklerini görünmez kıldığı. Afrikanın felsefi gelenekleri, etik, toplumsallık ve öznelik gibi soruların Avrupa modernitesiyle başlamadığını açıkça ortaya koyar.
Buna somut örnekler vermek mümkün. Doğu Afrika’da Svahili dilinde gelişen düşüncede yer alan Utu kavramı ya da Güney Afrika’daki Zulu felsefesinin merkezinde duran Ubuntu, bireyin ancak başkalarıyla kurduğu ilişkiler içinde anlam kazandığını savunur. Bu fikirler, Avrupa’da Hegel, Kant ya da daha sonra varoluşçular aracılığıyla formüle edildiği varsayılan “birey–toplum” ilişkisine dair soruların Afrika’da yüzyıllar öncesinden farklı kavramsal çerçevelerle ele alındığını gösterir. Dolayısıyla Afrika felsefesi bugün yalnızca alternatif bilgi üretmiyor; Avrupa felsefesinin “ilk” ve “evrensel” olduğu iddialarını da temelden sarsıyor.

Mati Diop’un Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü alan Atlantics (2019) filminden bir sahne.

“Karşı-anlatılar, siyasi hayal gücümüzün yok olmasını engelleyen alanlar açar”
Sizce bu karşı-anlatıların bugünkü politik ve kültürel anlamı nedir?
Bu karşı-anlatılar, dünyanın tek bir merkezden anlaşılabileceği fikrine itiraz eder. Politik olarak, küresel eşitsizliklerin kaçınılmaz olmadığını; kültürel olarak ise insanların kendi deneyimlerinden düşünsel sonuçlar çıkarabileceklerini gösterirler. Fanon’un da vurguladığı gibi mesele yalnızca eleştiri değil, yeni ilişki biçimleri ve yeni gelecek tahayyülleri kurabilmektir. Karşı-anlatılar, siyasi hayal gücümüzün yok olmasını engelleyen alanlar açar.
Bugün Afrika edebiyatı ve sinemasını takip etmek isteyenler için hangi temalar, isimler ya da yönelimler özellikle belirleyici?
Bugün Afrika edebiyatı ve sinemasında belirleyici olan en önemli yönelimlerden biri, büyük boyutlu/ulusal anlatılardan ziyade gündelik hayatın kırılganlıklarına, duygusal ve toplumsal çatlaklara odaklanılması. Sinemada bu hattı çok güçlü biçimde sürdüren isimler arasında Çadlı yönetmen Mahamat-Saleh Haroun, savaş sonrası toplumlarda yas, kadın, ve aidiyet duygusunu işleyen filmleriyle öne çıkıyor. Kenyalı Wanuri Kahiu, LGBTİ+ hikâyeleriyle Afrika sinemasının tematik sınırlarını genişletiyor. Nijerya’da Kunle Afolayan, popüler sinema ile tarihsel ve mitolojik anlatıları buluştururken, Tunuslu Manele Labidi ise cinsellik, arzu ve toplumsal baskıyı mizahla ele alıyor.
Edebiyatta ise Afrika’yı tekil bir coğrafya ya da deneyim olarak değil, tarihsel olarak parçalanmış ama birbirine bağlı hikâyeler ağı olarak ele alan yazarlar öne çıkıyor. Kongolu Alain Mabanckou, ironiyle hem sömürge mirasını hem de diasporik deneyimi sorgular. Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Tanzanyalı Abdulrazak Gurnah, kısa sürdüğü için pek hatırlanmayan Doğu Afrika’daki Alman sömürgeciliğini (1884–1918) ele alan son derece incelikli romanlar yazıyor. Mısırlı yazar Nawal El Saadawi ise ataerkil düzen, devlet şiddeti ve beden politikalarını merkeze alan çalışmalarıyla yalnızca Arap dünyasında değil, küresel feminist düşüncede de önemli bir figür. Bu isimlerin ortaklaştığı nokta, Afrika’yı “temsil etmekten” çok, onun içindeki çelişkileri düşünmeye zorlayan alanlar açmaları.

Dr. Sarah Jilani hakkında

Londra Şehir Üniversitesi’nde İngilizce Öğretim Görevlisi.
Afrika, Asya ve Karayipler’den Anglophone postkolonyal edebiyat ve sinema dersleri veriyor. Güncel sanat, kitap ve filmler üzerine yazılarıyla, The Economist, The Times Literary Supplement ve ArtReview gibi yayınlara düzenli katkılarda bulunuyor.
2021 yılında BBC/AHRC Yeni Nesil Düşünür olarak BBC Radio 4’te yer aldı.
Araştırma alanları arasında öznellik, ırksallaştırma, politik bilinç ve sömürge karşıtı direnişin edebi ve sinematik temsilleri yer alıyor. İkincil ilgi alanları arasında özgürleşme psikolojisi, Üçüncü Dünya Marksizmlerinin estetiği ve Güney kentleşmesinin anlatısal temsilleri bulunuyor. Batı Afrika sinemasındaki neokolonyalizmden Frantz Fanon’un psiko-politik çalışmalarına kadar çeşitli konularda yayımları mevcut. Subjectivity and Decolonisation in the Post-Independence Novel and Film adlı monografisi 2024 yılında Edinburgh University Press tarafından yayımlandı.
1991 yılında İstanbul’da doğup büyüdü. (TY)

Вижте още

Първоинстанционният съд не е успял да вземе решение за „доверително управление“ в рамките на предоставеното му време

Права и общество януари 12, 20262 Mins Read

Майките на мира тръгват към „Алепо

Права и общество януари 12, 20262 Mins Read

БВП расте, но делът на средствата, отделяни за пенсионерите, намалява

Права и общество януари 12, 20264 Mins Read

„Децата, носещи тежестта на войната в Алепо, отново са мишена“

Права и общество януари 12, 20262 Mins Read

10 януари за нашия багел и свобода

Права и общество януари 11, 20266 Mins Read

На земята има сняг: 12 януари училищна ваканция в Истанбул и 5 провинции

Права и общество януари 11, 20263 Mins Read

Tuncer Bakırhan: Хакан Фидан дипломат ли е или войник?

Права и общество януари 11, 20263 Mins Read

Самолетна катастрофа в Колумбия: Загинаха 6 души

Права и общество януари 11, 20261 Min Read

Студенти протестират срещу решението на университета в Коджаели да се премести

Права и общество януари 11, 20262 Mins Read

„Работниците искат да живеят човешки, а не като роби“

Права и общество януари 11, 20262 Mins Read
Още новини
Общество

Изглед от Исландия до Гренландия: Не реклама на имоти, а достойнството на една нация

януари 12, 2026
Жени

Мистериозен видеоклип, качен в YouTube, се превърна във вирус: 140 години!

януари 12, 2026
Жени

Той е признал престъплението си… Бившият грузински премиер Гарибашвили е осъден на 5 години затвор

януари 12, 2026
Жени

Представен бе GENÇLİG 2026, организиран от TÜGVA

януари 12, 2026
Жени

Какво ще бъде времето утре и през тази седмица? Последни прогнози…

януари 12, 2026
Жени

Пакета подписва за Фламенго

януари 12, 2026
Общество

Хасан Арат е награден с Ордена на честта на президента на Косово

януари 12, 2026
Общество

Изявление на Тръмп от генералния секретар на НАТО: Вярвам, че той постъпва правилно за НАТО

януари 12, 2026
Общество

Gaziantep FC подписва с Karamba

януари 12, 2026
Общество

Вълнуваща седмица 2 в груповата фаза на Ziraat Turkish Cup; ето програмата на мачовете

януари 12, 2026
1 2 3 … 3 155 Next
Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
  • Начало
  • Анализи
  • Икономика
  • Новини
  • Политика
  • Спорт
  • Финанси
  • Още
    • Жени
    • Права и общество
    • Технологии
    • Лайфстайл
    • Общество
© 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.