Halep’te, on yılı aşkın süredir ayakta duran kırılgan fiili denge Perşembe gece yarısı itibariyle çatırdamaya devam ediyor. Kentin kuzeyindeki, yoğun Kürt nüfus barındıran Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahalleleri, Suriye ordusunun bu mahallelerin özgün yönetişim tarzını çökertmeyi hedef alan askeri kuşatması ve bombardımanı altında kan kaybetmeye devam ediyor.
Doğrulanabilen insani kayıplar
Perşembe gece yarısı itibariyle ölü sayısı açık kaynaklarda en az 20–30 olarak teyit edilebiliyor.Bunun bir kısmı silahlı unsurlar yani rejim güçleri ve SDG bağlantılı yerel güçler, bir kısmı sivillerden oluşuyor. İddia düzeyinde daha yüksek rakamlar verilse de bunlarla ilgili bağımsız teyit yok.
En az 70–100 yaralı olduğu yönünde örtüşen raporlar var. Ancak çatışmalar sürdüğü için bu sayının durmaksızın yükseliyor olması muhtemel.
Sahada bağımsız gözlemci olmaması, hastanelerin tek merkezden rapor vermemesi ve tarafların sayıları kendileri lehine yorumlayarak açıklaması nedeniyle hiçbir sayı kesin değil.
Göç ve insani tablo
Çatışmaların en somut sonucu, hızlanan sivil göç oldu. Mevcut bilgiler ışığında Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’den on binlerce sivilin evlerini terk ettiği, sadece bu iki mahalleden çıkanların sayısının en az 20–40 bin aralığında olduğu tahmin ediliyor.
Halep vilayeti genelinde de yerinden edilenlerin sayısının 100 bini aştığı tahmin ediliyor.
Rakamlar, tahliye koridorlarının sürekli açılıp kapanması ve nüfus hareketliliğinin sürmesi nedeniyle kesinleşmiş olmasa da eğilim azalma yönünde nüfus hızla eriyor, mahalleler boşalıyor.
Sahadaki askeri tablo
Suriye ordusu ve ona bağlı güvenlik birimleri, son günlerde Kürt mahallelerini “askeri yasak bölge” ilan etti; sivillere tahliye çağrıları yapıldı, sokağa çıkma kısıtlamaları duyuruldu. Rejim güçleri mahallelerin çevresinde konuşlanmış durumda; erişim yolları büyük ölçüde kontrol altına alınmış olsa da, bağımsız kaynaklar mahallelerin tamamının kesin biçimde ele geçirildiğini doğrulamıyor.
Devlet yanlısı medya, özellikle Eşrefiyê’nin bazı kesimlerinde ilerleme sağlandığını iddia ederken; Kürtler, yerel savunma ve iç güvenlik güçlerinin hâlâ etkin olduğunu ve çatışmaların “denge durumunda” sürdüğünü belirtiyor.
Çatışmanın özü: Yönetim
Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê, iç savaşın büyük bölümünde Halep’in geri kalanından farklı bir yönetsel statüyle varlığını sürdürmüştü.
Bu mahallelerde, Suriye merkezi yönetiminin doğrudan idari ve güvenlik aygıtları yoktu, yerel meclisler ve Asayiş adı verilen gönüllülük easına dayalı yerel güvenlik yapıları işliyordu. Silahlı savunma ise Suriye Demokratik Güçleriyle irtibatlı yerel unsurlarca sağlandı.
Bu statü, Beşar Esad yönetimiyle SDG arasında 1 Nisan 2016’da varılan bir mutabakata dayanıyordu. Bu mutabakat o dönemin özel konjonktüründen doğmuştu:
Halep, rejim ve silahlı muhalifler arasında yoğun çatışma altındaydı. Şêx Meqsûd, silahlı muhalif gruplarca kuşatılmış, ağır bombardımana maruz kalmıştı. Kürt mahalleleri büyük bir sivil katliam ve açlık tehdidi altındaydı. Bu koşullarda: Kürt yerel yönetimi (Asayiş) ve Suriye rejimi arasında Rusya’nın arabuluculuğu ile acil bir çatışmasızlık düzenlemesi yapıldı. Bu düzenleme yazılı olarak hiçbir zaman paylaşılmasa da uygulamada şu esaslar gözetiliyordu:
Şêx Meqsûd’a yönelik topçu ve hava saldırıları durduruldu. Mahalle muhalif grupların saldırısından korunacak şekilde çevrelendi. Rejim güçleri mahalle içine girmedi. Mahallelerin iç güvenliği ve idaresi Kürt yerel yapılarında kaldı. Asayiş mahalle içinde görev yaptı. Suriye polisi, istihbaratı ve Baas örgütleri mahallelere girmedi.
Buna karşılık Kürt güçleri, rejime karşı cephe açmadı, muhaliflerin mahalleyi kullanmasına izin vermedi. Rejim, Kürt özyönetimini fiilen tolere etti, bayrak, sembol ve zorla entegrasyon dayatmadı.
Şam SDG’yi tanımadığı anlaşmayı bozmakla suçluyor
Ahmed eş-Şara yönetimi devletle birlikte Esad dönemi anlaşmalarını da devralmasına karşın hiçbir zaman resmen tanımadığı 1 Nisan Anlaşmasını bugün fiilen ve açık biçimde geçersiz sayarken SDG’yi anlaşmayı ihlalle suçluyor.
Suriye Geçiş Yönetimi perşembe akşamı yayımladığı açıklamayla „anlaşmazlıkların ve çatışmaların kaynağının“ 1 Nisan Anlaşmasının SDG tarafından ihlali olduğunu resmen ileri sürdü:
“Şimdi şahit olmakta olduğumuz kaos ve tırmanma SDG örgütünün 1 Nisan Anlaşması’nın ihlalinin dolaysız bir sonucudur, bu ihlal daha önce varılmış bulunan anlayışı zedelemiş ve gerilim ve istikrarsızlığa kapı açmıştır.
Bu düzen, yazılı veya resmî bir anlaşmaya dayanmıyordu. 2012’den itibaren şekillenen yapı, Şam ile Kürt yönetimi arasında örtük bir “karşılıklı müdahale etmeme” anlayışı üzerine kuruluydu. Bugün yaşanan kriz, bu yazısız mutabakatın fiilen sona erdiğini gösteriyor.
Neden şimdi?
Uzmanlara göre Şam yönetimi, savaş sonrası dönemde büyük kentlerdeki tüm “istisnai” alanları tasfiyeyi, Kürt özerk yönetim modelinin sembolik ve fiili dayanaklarını ortadan kaldırmayı, Halep’i “tam egemenlik altında yeniden birleştirilmiş şehir” olarak sunmayı hedefliyor.
Bu açıdan bakıldığında, Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’de yaşananlar taktik bir güvenlik operasyonundan çok, siyasal egemenlik meselesi olarak öne çıkıyor.
Olası senaryolar
Perşembe gecesi itibarıyle Halep’teki tablo üç olasılıktan birine doğru seyredebilir görünüyor:
Kademeli devlet kontrolü: Rejimin askeri baskıyı artırarak mahalleleri parça parça denetim altına alması.
Müzakere edilmiş bir devir: Kürtlerin yerel güvenlik yapılarını dağıtan, ancak sınırlı sivil güvenceler içeren bir uzlaşma.
Uzayan düşük yoğunluklu çatışma: Ne Şam’ın tam kontrolünü ne de eski statükoya geri dönüşü getiren, Halep’in Kürt mahallelerinin geleceğini Kuzey ve Doğu Suriye’de varılacak geniş çözüme bağlayan bir sürünceme hali.
Halep’te yaşananlar, Suriye iç savaşının Esad dönemi anlaşmalarıyla dondurulmuş çatışma alanlarının eskisi gibi kalamayacakları bir yöne evrildiğini gösteriyor. Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahalleleri krizi, yalnızca iki mahallenin kaderiyle değil; Suriye’nin siyasal yapısının nasıl şekilleneceğiyle ilgili daha büyük bir hesaplaşmanın konusu olmaya devam edecek.
Şam’ın hesapları Ankara’nın gölgesinde
Ne var ki, Suriye’nin siyasal mimarisi, yalnızca Suriyelilere bırakılmıyor: Şam’ın, Halep’te Kürtler’in özel statüsünü belirleyen „1 Nisan Anlaşması“nın bozulmasının sorumluluğunu SDG’ye yükleyen açıklamasının dahi bir zihin oyunundan ibaret olduğu, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bu statüyü kuvvetle hedef alan konuşmasıyla açığa vuruluyor:
„SDG’nin elindekileri her ne pahasına olursa olsun koruma ısrarı, Suriye’nin istikrarı önündeki en büyük engeldir. SDG’nin teröre ve ayrılıkçılığa artık veda etmesi gerekmektedir. „SDG zamana oynamak yerine bölgede entegrasyon sürecini hayata geçirmiş olsaydı, bunların görmeyecektik. Bunun yerine bulunduğu her yerde „Taviz vermeden kalalım, menfaatlerimizi ilerletelim“ anlayışı maalesef kimseye fayda getirmiyor.
„Halep içerisinde ayrı bir şehir, yönetim içerisinde ayrı bir yönetim, bir paralel yapı, bir paralel devlet oluşturmaya çalışırsanız, bunu hiçbir egemen devlet kabul etmez. Artık bu paralel yapıdan SDG’nin kendisini çıkarması gerekiyor.
„Şimdi zaman ulusal birlik zamanıdır, SDG’nin üzerine düşeni yapması lazım. Fakat onun yerine İsrail ile koordinasyon içerisinde. Böl-parçala-yönet politikasına alet olacak bir aktöre dönüşmesi de tesadüf değil. SDG unsurlarının Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesi ve bu mahallelerin ağır silahlardan arındırılması, hükümetin görev ve sorumluluklarının tamamını yerine getirebileceği bir ortamın hayat bulması suretiyle durumun normalleşmesini temenni ediyoruz.“
(AEK)

