2026, emperyalizm teorilerine dudak bükenlerin ağzını kapatan Venezuela saldırısıyla başladı. Trump ve ABD’nin yaptığını hangi sıfatla tanımlasanız yetersiz.
Bir haydut, dünyanın gözünün içine bakarak ve Orta Çağ barbarları gibi silahlarını okşayarak “Kimsede bunlardan yok, istediğim herkesin malına, canına, ırzına çökerim” kostaklanmasıyla dolaşıyor.
Daha acısı, “Otur oturduğun yere!” diye gürleyen de yok.
Emperyalizme modası geçmiş bir kavram, bunu dillendiren solculara “arkaik” muamelesi yapanlar, şimdi dünyayı kimsenin bir diğerini yok edemeyeceği bir iş birliği içinde gören hayallerinin cıvık sıcaklığı üzerinde oturuyorlar.
Lenin; “Kapitalizm geliştikçe hammadde eksikliği de kendini o denli duyurmaktadır; rekabetin koşulları o denli sertleşmekte, bütün yeryüzünde hammadde kaynakları arama çabaları o denli alevlenmekte, sömürgelere sahip olma savaşımı o denli amansız olmaktadır.” diyor ve emperyalizmi “kapitalizmin en yüksek aşaması” olarak niteliyordu.
Bugün Trump’la somutlaşmış hâlini görse “insanlığın en alçak” aşaması diye de eklerdi!
İnsanlık, Trump’la “en alçak” haline ulaşmış emperyalist saldırganlığa birleşerek dur demezse, 2026’nın ilk günlerinde girdiğimiz bu yeni süreçten 2026’nın son günlerinde 1648 öncesine dönerek çıkması işten bile değil!
Modern ulus-devlet ve uluslararası hukuk 1648 Westphalia Barışı ile Avrupa’dan çıkıp, uzun, engebeli yollardan geçerek ve olağanüstü acılar çekerek küresel norm oldu. Avrupa’nın, kendi bağrından doğan bu normun hoyratça tecavüze uğraması karşısında zavallılığı ayrıca konuşmaya değer, ama tecavüzcü hepimizin, tüm insanlığın başına musallat!
Westphalia Barışı, Avrupa’da 1618–1648 Otuz Yıl Savaşları’nı sona erdirirken; devlet egemenliği ve her devletin kendi topraklarını kontrol etmesi, iç işlerine karışmama ve devletlerin diplomaside biçimsel olarak eşit kabul edilmesi ilkelerini insanlığın siyasal macerasına güya silinmez bir şekilde kazımıştı.
İmparatorluklar, I. ve II. Dünya Savaşları, 1919 Milletler Cemiyeti ve 1945 Birleşmiş Milletler, Cenevre ve İnsan Hakları Sözleşmeleri geride bırakılarak güya bir “dünya düzeni” kurulmuştu.
1648 öncesinin; otoritenin bir kişi ya da hanedan olduğu, bir derebeyinin istediği bölgeye istediği vergiyi koyduğu ve haraç olarak aldığı, örgütleyici ilkenin din ve sınırların belirsiz, savaşın olağan, sıradan ve meşru bir siyasal araç olduğu düzeninden farklı bir düzen!
Şimdi bir haydut “Alın size 1648 öncesi düzen!” diyor.
Haydutlar bunu öylece söyleyebilme cesaretini öncelikle meşruiyetlerinin sorgulanıp yere çarpılmamasından alırlar. Haydutları alt etmenin ilk adımı da onları her yerde ve düzeyde gayrimeşru ilan etmektir!
1648 sonrası kurulan ulus-devletler ve uluslararası hukuk sisteminin iktidarları, Venezuela gibi hedefe konmuş birkaçı hariç, ne yazık ki bunu yapacak cesareti göstermekten acizler.
O halde hayduda halklar dur diyecek ve onu sokaklarda durduracak! Haydutluğun merkezinden başlayıp dalga dalga yayılarak…
Seattle, New Orleans, San Francisco, Boston, Minneapolis, San Antonio, New York sokaklarında “Venezuela’da Savaşa Hayır” diyenler vardı. Henüz yüzbinler, milyonlar değil… Bu yüzden Trump, ellerinde “pahalı printerlarla basılmış pankartlar” olduğunu söyleyerek dalga geçmeye ve zenginlerce fonlandıklarını ima ederek küçümsemeye çalıştı. Ama sayıları artarsa görevden alınmasına yönelik bir sürecin başlamasından da korkuyor.
O korku dünyanın tüm sokaklarından harlanıp büyütülemezse dünya huzur bulamayacak! Haydut, ancak tüm dünya birleşerek 1648 öncesine dönmeye itiraz ederse geri basacak!

