ABD’li otomobil devi Ford, 60’lı yılların başında genç neslin heyecanını yakalayacak bir model arayışındaydı. O dönemde piyasayı domine eden ağır ve hantal sedanlar, yeni yetişen „Baby Boomer“ kuşağına pek hitap etmiyordu. İşte tam bu noktada, otomobil tarihinin en zeki yöneticilerinden biri olan Lee Iacocca devreye girdi ve „herkesin alabileceği bir spor otomobil“ hayaliyle yola çıktı.
Mustang’in geliştirme süreci aslında iptal edilen projelerin küllerinden doğdu. Iacocca, Ford’un o dönemki hantal projelerini durdurup, gizli bir ekip olan Fairlane Komitesi’ni kurarak daha önce hiç denenmemiş bir segmentin temellerini attı. Bu süreç, sadece Ford’un değil, tüm Amerikan otomobil endüstrisinin kaderini değiştirecek bir „Pony Car“ akımını başlatacaktı.
Mustang’in „ruhani babası“ Lee Iacocca ve Fairlane Komitesi
Iacocca, ilk başta iki kişilik, ortadan motorlu bir konsept üzerinde durmuştu ancak bu modelin geniş kitlelere ulaşamayacağını hızlıca fark etti. Bunun yerine, Ford Falcon’un altyapısını kullanarak maliyetleri düşürdü ve dört kişilik, uzun burunlu, kısa kuyruklu o efsanevi silüeti tasarlattı. Bu akıllıca hamle, aracın hem spor görünmesini hem de bir ailenin ihtiyaçlarını karşılayabilmesini sağladı.
Maliyetleri düşük tutmak için mevcut parçaların kullanılması, Mustang’in inanılmaz bir fiyata, yaklaşık 2.368 dolara satışa sunulmasını sağladı. Bu strateji o kadar başarılı oldu ki Ford yönetimi bile bu „gençlik aşısının“ tüm Amerika’yı saracağını tahmin edememişti.
Tasarım ve isim: Savaş uçağı mı, vahşi at mı?
Aracın isminin nereden geldiği hâlâ otomobil dünyasında tatlı bir tartışma konusudur. Tasarımcı John Najjar, 2. Dünya Savaşı’nın efsanevi P-51 Mustang savaş uçağına hayrandı ve ismi buradan önerdi. Ancak yönetim, uçağın „askeri“ imajı yerine Amerika’nın vahşi atlarıyla özdeşleşen özgürlükçü imajı tercih etti ve böylece o meşhur koşan at amblemi doğdu.
İsim seçilmeden önce masada Cougar (Puma), Torino, Allegro ve Avventura gibi alternatifler de vardı. Hatta „Torino“ ismi için reklam kampanyaları bile hazırlanmıştı ancak son anda „Mustang“ isminde karar kılındı. Bu karar, otomobilin sadece bir araç değil, bir „yaşam tarzı“ olarak pazarlanmasının ilk adımıydı.
17 Nisan 1964: Otomobil dünyasının sarsıldığı gün
Mustang, resmî olarak 17 Nisan 1964’te New York Dünya Fuarı’nda görücüye çıktı. Ford, o gün tüm ulusal televizyon kanallarına reklam vererek devasa bir kampanya başlattı. Sonuç tam bir çılgınlıktı; Ford, ilk gün 22 binden fazla sipariş alarak tüm beklentileri yerle bir etti. İnsanlar bayilerde arabaların içinde yatıyor, bir tane satın alabilmek için sıraya giriyordu.
Bu lansman aynı zamanda popüler kültürde de karşılık buldu. Mustang, satışa sunulduğu yıl James Bond: Goldfinger filminde boy göstererek „karizmatik araba“ imajını perçinledi. Iacocca’nın vizyonu, 1,5 yıl içinde 1 milyon adet satış rakamına ulaşarak Ford’un Model T’den sonraki en büyük başarısı oldu.
Peki sizce otomobil dünyasında Mustang kadar etkili olan başka bir model var mı? Konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyoruz…

