Close Menu
  • Начало
  • Анализи
  • Икономика
  • Новини
  • Политика
  • Спорт
  • Финанси
  • Още
    • Жени
    • Права и общество
    • Технологии
    • Лайфстайл
    • Общество
Facebook X (Twitter) Instagram
Facebook X (Twitter) Instagram
Haber.bgHaber.bg
  • Начало
  • Анализи
  • Икономика
  • Новини
  • Политика
  • Спорт
  • Финанси
  • Още
    • Жени
    • Права и общество
    • Технологии
    • Лайфстайл
    • Общество
Haber.bgHaber.bg
Начало » Fetret devri illetleri, barbarlığın veçheleri

Fetret devri illetleri, barbarlığın veçheleri

януари 23, 2026 Права и общество
Share
Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email
BG Прочети на български TR Прочети на турски
“Kriz tam da şu gerçekten kaynaklanıyor: Eski dünya ölüyor, yenisi bir türlü doğamıyor. İşte bu fetret devrinde, türlü türlü illetler baş gösteriyor.”[1] Antonio...

“Kriz tam da şu gerçekten kaynaklanıyor: Eski dünya ölüyor, yenisi bir türlü doğamıyor. İşte bu fetret devrinde, türlü türlü illetler baş gösteriyor.”[1]
Antonio Gramsci’nin bu ifadelerinin son yıllarda yeniden popüler olması ve hiç beklemediğimiz yerlerde karşımıza çıkması rastlantı değil. Son olarak kapitalizmin divan-ı hümayunu Davos’ta, Belçika’nın sağcı Yeni Flaman İttifakı lideri ve Başbakan Bart De Wever’in ağzından duyduk bu sözleri. ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’a yönelik tehditlerine bu cümlelerle yanıt verdi bir sosyalizm düşmanı[2].
Gönül isterdi ki; Wever’in bu cümlelere başvurmak zorunda kalmasının sebebi yükselen sosyalizmin gücü ve hegemonyası olsun.[3] Ancak Wever’i bile Gramsci’nin bu analizine dönmeye iten gerçek, tam da bir interregnum’dan yani fetret devrinden geçiyor olmamız.
Küresel hegemonyadan, bölgesel kalelere dünya nereye gidiyor?
ABD’nin Veneuzela’ya benzeri görülmemiş müdahalesi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, İsrail’in Gazze’deki soykırımı, İran’da rejimin halklara süregiden baskıları ve son olarak HTŞ’nin Rojava’yı işgale ve soykırıma girişmesi bu illetlerden bazıları. Genel görüş, dünyanın ABD’nin küresel hegemonyasındaki halinden kıtasal hegemon güçlere evrildiği yönünde.
Trump’ın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi ABD’nin odağını Batı Yarımküre’ye kilitliyor. Venezuela operasyonu ve Grönland’a olan ilgi bu yönüyle tesadüf değil. Mesaj net: Arka bahçemde tam hakimiyet, deniz aşırı yerlerde olay ve çıkar bazlı geçici ilişkiler.
ABD’nin güncellenmiş Monroe doktrini ile batı yarımkürede kendisine sarsılmaz bir kale inşa etmesi; küresel dengeler açısından Rusya’nın Avrasya bölgesinde, Çin’in ise Uzakdoğu ve İndo-Pasifik’te bölgesel-kıtasal hegemon güç olabilmesini de kabul etmesinden geçiyor. Bunu kabul etmeyen bir ABD’nin, yaratacağı uluslararası güç dengesizliğini yönetebilmesi mümkün gözükmüyor.
Ortadoğu’nun denklemdeki yeri
Bu bölgesel paylaşım hazırlığının kağıt üzerindeki gibi işlemesini engelleyebilecek denklem bozucu faktör ise Ortadoğu. ABD’nin ve dolayısıyla Batı’nın ileri karakolu İsrail ve NATO üyesi Türkiye; tam da bu fetret devrinde bölgesel güç olmaya yeltenen iki ülke. Bölge, enerji kaynaklarının geçişi ve küresel ticaret açısından kritik önemde. ABD’nin Ortadoğu’dan tamamen olmasa da, bölgesel aktörlerin güç kazanmasına yetecek kadar çekilmesi; ortaya çıkabilecek güç boşluğunda yani fetret devrinde bu iki ülkeyi hızlı hareket etmeye zorluyor. Soru: Ortadoğu ve hinterlandında yeni hegemon güç kim olacak?
Benzer bir soru, körfez ülkeleri açısından da geçerli. Son birkaç aydaki gelişmeler Körfez ülkeleri için değişime hazır olma uyarısı anlamına geliyor[4]. Washington artık kalıcı güvenlik garantisi değil, koşullu angajman sunuyor. ABD, petrol akışını korurken bölgesel dengelerde kısmî özerklik tanıyacağını ilan etti. Bu durum, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni kendi başlarının çaresine bakmaya iterken; İsrail ve Türkiye devreye giriyor. ABD’nin sağladığı korumayı sağlayamasa da; bölgesel ortaklıklar açısından yeni hegemon güç olabilme potansiyeli sağlayabilecek Türkiye ve İsrail, Körfez’de, Ortadoğu’da ve Afrika’da ittifaklar ve anlaşmalar yoluyla bloklaşıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki yakınlaşmaya karşılık; İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri yakınlaşması inşa ediliyor[5]. Ancak Türkiye, bir yandan BAE’yi de küstüremez. BAE, Türkiye’nin en büyük Körfez ticaret ortağı ve 16 milyar dolarlık ticaret hacmi var.
Meselenin Afrika boyutunda İsrail’in Somaliland’i tanıması da bu denklemle ilgili. Somaliland, 1991’den beri fiilen bağımsız ama tanınmıyordu. İsrail, 26 Aralık’ta tanıdı. Hedefi, Yemen’deki Husilere karşı Aden Körfezi’nde stratejik bir „ileri karakol“ ve istihbarat üssü kazanmak. Ankara bu hamleyi „kabul edilemez“ buluyor çünkü Somali’nin birliğini savunuyor. Ama asıl mesele stratejik. Türkiye’nin Somali’de devasa yatırımları, askeri üssü ve planlanan bir uzay fırlatma üssü var. İsrail’in hamlesi, Türkiye’nin bu bölgedeki ekonomik ve askeri hegemonyasını dengeleme girişimi. Afrika Boynuzu; Türkiye, BAE ve şimdi İsrail arasında bir rekabet sahasına dönüştü. Türkiye’nin Somali ile yaptığı petrol ve savunma anlaşmaları, İsrail-BAE ekseninin Somaliland hamlesiyle dengelenmeye çalışılıyor. Türkiye’nin „Müslüman Kardeşliği“ söylemi ile İsrail’in „güvenlik ve teknoloji“ vaadi Somali topraklarında çarpışıyor.
İsrail’in Pakistan’a karşı Hindistan desteği de; bu bölgesel hegemonya savaşının önemli ayaklarından biri. Nasıl ki üç büyükler olan ABD, Rusya ve Çin küresel ölçekte paylaşım savaşı yürütüyorsa; bölgemizde de İsrail ve Türkiye benzer bir strateji güdüyor. Ancak bu stratejinin en zayıf karnı, Suriye ve İran gibi gözüküyor.
İran, Suriye ve Kürtler
İran’ın bu yeni “soğuk paylaşım teorisine” göre, Avrasya bölgesinin hegemon gücü Rusya etkisine bırakılması gerekiyor. ABD’nin ve Trump’ın da tüm radikal söylemlerine rağmen, İran’ı kendisi için tehdit oluşturmayacak bir şekle şemale sokup, etki alanını sınırlaması gerekiyor ki bu fetret devrinden çıkış olabildiğince kansız ve maliyetsiz olsun. Ancak İsrail’in güvenliği denilen ve esasında İsrail’in bölgesel işgalini rakipsiz kılma projesi olan Amerikan Ortadoğu politikası buna uymuyor. İsrail’i ABD açısından benzersiz kılan, Türkiye gibi bir ileri karakoldan daha fazlası olması bir yandan da. İsrail, lobiler yoluyla Amerikan dış politikasını belirleme gücüne de sahip. Ve bu yeni dünya düzenine, İran’ın gücünün ve bölgedeki vekillerinin gücü kırıldığında rıza göstereceğinin işaretlerini veriyor.
Gazze’deki soykırımla Hamas’ın, Lübnan’da Hizbullah’ın gücünün kırılması ilk adımlardı. Şimdi üçüncü cephe, Irak’taki Şii yapılanması Haşdi Şabi gibi duruyor. Eğer ki Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin verdiği bilgiler doğruysa; İsrail ve ABD Haşdi Şabi ile çatışma görevini HTŞ’ye devretti. Bölgede mezhepçilik üzerinden bir Sünni blok kurulması ihtimali Türkiye’nin de ağzının sularını akıttığından; plan kusursuz bir şekilde işleyebiliyor. Tek pürüz, Kürtler ve Rojava. Bu pürüzü de HTŞ’nin önünü açıp, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne saldırtarak çözmeye çalışıyorlar. Bu yazıyı yazarken HTŞ’nin saldırıları, soykırım girişimine evrilmek üzereydi. Bir yandan da Irak’ta Haşdi Şabi Suriye sınırında konuşlanmaya başlamıştı bile…
Kürtler sadece Rojava’da değil, İran’da denklemin dışına itilemeyecek bir bölgesel güç. İran’daki muhalefetin ve molla diktatörlüğünün en örgütlü muhaliflerinden. Ve ülkedeki protestolarda da öncü rol oynuyorlar. Bu haliyle, ABD-İsrail-Türkiye ekseninin Rojava’daki saldırganlığa olur vermesi; İran’da bambaşka sonuçlar yaratabilir.
Türkiye’nin bölgesel güç olma hayalleri
Türkiye’nin son yıllarda bölgesel güç olma kapasitesini arttırma, silah sanayiine yaptığı yatırımlarla dünyada silah ihraç eden ülkeler arasındaki konumunu güçlendirme adımları tam da böylesi bir küresel arafta olabildiğince güç kazanarak kısmen yeni Osmanlıcı, kısmen Avrasyacı bir mantıklı aradan sıyrılmakla çok ilişkili. Hasta adam denilen Osmanlı’dan beri devlet aklı, büyük güçlerin birbiri ile sıcak ya da soğuk paylaşım savaşlarına girdiği dönemlerde hayaller kurmasıyla malûl. Bu hayaller bazen toprak kaybına yol açtı, bazen gücünü korumasına. Bu sefer aynı aklın nasıl bir maceraya giriştiğini izliyoruz.
Türkiye’nin bu nüfuz alanını genişletme hamlesi, 2016 sonrası Avrasyacı bir akılla Rusya’ya yakınlaşması, Rusya-Ukrayna savaşında kendisine arabuluculuk misyonu yüklemesi gibi adımlarla birlikte düşünüldüğünde; esasen Türkiye’nin hâlâ bağımsız bir aktör olarak davranabilme gücüne sahip olmadığını gösteriyor. Türkiye, klasik bir alt-emperyalist ülke olarak taraflar arasında gidip gelerek milim milim gücünü arttırmaya çalışıyor.
Barbarlık ve medeniyet meselesi
Gözümüzün önünde ortaya çıkan bu fetret devri illetleri, medeniyetlere içkin barbarlığı da arttırıyor. Batı medeniyeti, kendisini barbarlık dediği Doğu ve Güney’den ayrı; oraya karşıt olarak konumlandırarak inşa etmiş gibi görünse de, her medeniyet inşası barbarlığı bağrında taşır.
Batı’nın, bu “medeniyet vs barbarlık” diye özetleyebileceğimiz kurucu mitosunu hakikat kabul edenler, Medeniyet’in temsilcisi Batı’nın coğrafyamızda cihatçıları desteklemesine şaşırıyor. Oysaki Batı medeniyeti, Ortadoğu’ya barbarlık ihraç ederek kendisini var ediyor. Medeniyetin içindeki barbarlığı böylece tahkim ediyor. Bazen kendisi (Irak işgali süreci) bazen de beslediği İslamcı unsurlar eliyle (ÖSO, HTŞ, bir dönem Taliban vs) yapıyor bunu. Çünkü „medeniyeti“ sadece kendisine ait görüyor. Demokrasiyi, insan haklarını kendisinin hak ettiği mitiyle kendini var eden Batı, Ortadoğuluların hak ettiği ve layık olduğunun İslamcı diktatörlükler olduğuna çoktan ikna. Hatta kendi varlığını bu karşıtlık üzerinden kuruyor. Bu sebeple Kürt hareketi gibi radikal bir biçimde demokratik toplumu inşa etmek isteyen, buralardan beslenen bir demokrasi kurmak isteyen bir politik güce karşılık HTŞ’yi destekliyorlar. Alt insanlar olarak bizlerin buna layık olduğunu düşünüyorlar. Çünkü onlar üst ya da tam insan. Bu yüzden de kendi aydınları senelerce Hıristiyan teolojisini eleştirip koskoca bir külliyat inşa etmişken; bizim kendi yaşadığımız coğrafyadaki egemen din hakkında konuşmamızı bile istemiyorlar. Dünyaya batı merceğinden bakan bazı aydınlarımız da bu savrulmayla HTŞ destekler hale geliyor. Bugün Suriye’de boğulmak istenen Mezopotamya ve Anadolu’nun kadim köklerinden beslenen, bağrında doğduğu coğrafya ve tarihi eleştirel bir şekilde ele alarak kendi demokratik devrimini yapmak isteyen bir fikir. Batılılar, bizi bu fikre layık görmedi; görmeyecek. Onlar, kendi karşıtları gibi duran İslamcı unsurları beslerken; o unsurların dönüp dolaşıp kendilerini vuracağını da elbette biliyor. Ancak bu döngüden de her seferinde kendilerinin ahlaki üstünlüğü ile çıkabileceklerine eminler.
İsrail’in kurulması bile bir bakıma Batı medeniyetinin bağrında beslediği antisemitist barbarlığın artık medeniyetin zorunlu kötülüğü, medeniyetin içinde beslediği lüzumlu kötülüğü ihraç projesiydi. Batı medeniyetinin marazı olarak görülen ama aslında kendisine içkin olan, farklı dozlarda yaşamasına müsaade ettiği faşizm; Yahudi soykırımına yol açtığında ve bu soykırım, medeniyet nosyonunun kendisini tehdit ettiğinde, hiç de öne sürdükleri gibi medeni olmadıkları, barbarlığı tam göbeklerinde taşıdıkları açığa çıktığında İsrail’i kurdular. Aynı İsrail, hiç de „medeni“ olmayan, barbarca bir şekilde Gazze’de soykırım yaptığında Batılı ethos, kendi barbarlığının bedelini ödeyen kendisi olmadığı için içten içe rahatladı. Çünkü bu barbarlar hem kendi uzantısı hem de kendi içinde değil. Uzak mesafeden endişelenebilir, ama harekete geçmesine gerek yok.
Reelpolitik değerlendirmelerin dışında, Batı’nın nerede nasıl hareket ettiğine etki eden bir tür „medeniyet-barbarlık“ karşıtlığı adı altında, medeniyetin içine gizlenen barbarlık ethosunun olduğunu düşünüyorum. Ve bu karşıtlığı sürdürmek için İslamcı yapılara ihtiyaçları da var.
Fetret devri illetleri
Hem reelpolitik düzeyde hem de “medeniyet ve barbarlık” çelişkisi denilen kurucu mitos düzeyinde işte bu fetret devri illetleri ile karşı karşıyayız. Bu illetler, devletler arası ilişkilerde olduğu gibi; toplumlara reva görülenlerde de karşımıza çıkıyor.
Dünyanın yeniden paylaşılmak istendiği bu ara dönemde, uyuşturucu bağımlılığının temel krizlerden birisine dönüşmesi tesadüf müdür? 60’larda savaş karşıtı hippilerle özdeşleştirilen marijuana’nın “uyuşturucu dünyasındaki” egemenliğinin yerini; meth denilen ve şiddet, öfke gibi duyguları kabartan uyuşturucunun alması da belki bu fetret devri illetlerindendir.
Yine, evrensel insan hakları söyleminin “küreselcilik” diye damgalanarak yerine hangi değerlerin konulduğu sorusuna verilen yanıtın bir tür “güçlü olan kazanır” algısı olması; kapitalizmin özüne dönüş harekatı olduğu kadar bir tür fetret devri illeti de olamaz mı?
Tüm dünyada yükselişe geçen toplumsal cinsiyet karşıtlığı, daha isabetli ifadeyle LGBTİ+ düşmanlığı ve kadınları ehlileştirme projelerinin de bu küresel dönüşümle ilgisi olmadığını iddia edebilir miyiz?
Çevremize baktığımızda çok daha fazla örnek verebiliriz. ABD’nin Venezuela müdahalesinin ardından İlke TV için kaleme aldığım yazıda[6], Trump’ın bu hamlesini “işyeri verimliliği” mantığı ve yeni faşist inşanın “güçlü erkek lider” fetişi ekseninde tartışmaya çalışmıştım. Daha geniş bir perspektiften, bir fetret devri tespitinden baktığımızda birbirinden ayrı gözüken türlü türlü illetlerin başımıza bela olmaya başladığını görüyoruz. Bu illetlerin birbirine nasıl görünmez iplerle bağlandığını ortaya çıkararak hem o ipleri kesmekten hem de karşısında güçlü bir savaş karşıtı hareket örmekten başka çare de görünmüyor ufukta.
O yazıda Trump’la ilgili şöyle demiştim:
“Trump gibi liderlerin sarsılmaz görünen iktidarlarını kitleler nezdinde, sadece söylemsel olarak değil pratikte de zayıf konuma düşürmedikçe; bu liderlerin arzulanabilir olması gerçeğini değiştirmek pek de mümkün gözükmüyor. Mesele Trump’ı yenmekten öte, Trump’ı var eden ve besleyen o arzu mekanizmasını dağıtmaktan geçiyor. Şu an için bunun yegane yolu ise; savaş karşıtı kolektif ve kitlesel bir mücadeleyi bu erkekliği madara etmek üzere örgütlemek gibi gözüküyor.”
Bu mücadeleye ise yanı başımızdaki Suriye’de Trump’ın erkekliğinin İslamcı yansımasından ibaret olan IŞİD zihniyetini bir güzel madara eden Kürt kadınlarının devrimini savunarak başlayabiliriz…
(YT/Mİ)
[1] Antonio Gramsci’nin bu meşhur cümlesi birçok farklı şekilde çevrildi. Bu yazıda, Gilbert Achcar’ın yorumlarını esas alarak bu şekilde çevirmeyi tercih ettim. “Morbid symptoms” ibaresini, “canavarlar” diye çevirenler olsa da; Gramsci’nin metnindeki medikal vurguyu korumanın önemli olduğu fikrindeyim. Bu yüzden “illetler” diye çevirmekle, “marazi tezahürler” diye çevirmek arasında kalarak “illetler”de karar kıldım. Yine interregnum için geleneksel Türkçe çeviri, “ara dönem”dir. Ancak hükümdarın öldüğü, yeni hükümdarın ve yönetim biçiminin henüz belli olmadığı dönemin coğrafyamızda “fetret devrine” denk geldiği fikrindeyim.
[2] https://www.birgun.net/haber/trumpin-gronland-tehdidine-belcikanin-anti-komunist-basbakanindan-gramscinin-sozleriyle-yanit-686006
[3] Bazıları, bu olgudan böyle bir sonuç çıkarabilir ancak kendimizi kandırmamızın kimseye faydası olmayacağı fikrindeyim.
[4] https://gulfif.org/authors/ambassador-patrick-theros/
[5] https://www.worldpoliticsreview.com/saudi-uae-split-yemen/
[6] https://ilketv.com.tr/venezuela-laboratuvari-minimum-kaynak-maksimum-verim/

Вижте още

Şam’ın ilan ettiği ateşkesin süresi dolarken, uzatılması olasılığı değerlendiriliyor

Права и общество януари 24, 20264 Mins Read

Dil ve Dıl Arasında

Права и общество януари 23, 20263 Mins Read

İmamoğlu’nun diplomasının iptaline karşı açtığı yürütmeyi durdurma davası reddedildi

Права и общество януари 23, 20262 Mins Read

Selim Sadak aramızdan ayrıldı

Права и общество януари 23, 20262 Mins Read

Nusaybin sınırında işkence, kayıtlara „kuleden düştü“ olarak geçti

Права и общество януари 23, 20264 Mins Read

20 Ocak’ta Nusaybin’de neler yaşandı?

Права и общество януари 23, 20264 Mins Read

Bu hafta biamag’da

Права и общество януари 23, 20262 Mins Read

„Şırnak’ta gözaltındaki çocuklar gerçeğe aykırı beyan vermeye zorlanıyor“

Права и общество януари 23, 20262 Mins Read

Nusaybin’de gözaltına alınan gazeteciler serbest bırakıldı

Права и общество януари 23, 20261 Min Read

SDG-ABD görüşmesinden ayrıntılar: Üç tümen formülü masada

Права и общество януари 23, 20262 Mins Read
Още новини
Икономика

Özelleştirme İdaresi’nden 3 ildeki 8 taşınmazı satma kararı

януари 24, 2026
Икономика

AB ve ABD arasında ‘Grönland’ ateşkesi: Milyarlarca euroluk vergi askıya alındı

януари 24, 2026
Икономика

AB ve ABD arasında ‘Grönland’ ateşkesi: Milyarlarca euroluk vergi askıya alındı

януари 24, 2026
Икономика

53 yıllık fast food zinciri 106 şubesini kapatıyor

януари 24, 2026
Общество

Dokuz yatak odası, yedi zamansız ölüm: „Lanetli“ Venedik Sarayı alıcı bulmaya çalışıyor

януари 24, 2026
Икономика

Moody’s güncellemeyi pas geçti

януари 24, 2026
Икономика

Moody’s güncellemeyi pas geçti

януари 24, 2026
Общество

Bankaların yüksek faiz politikası: Toplam borç 5.6 trilyon TL’ye dayandı

януари 24, 2026
Общество

Dünyada ilk: Amsterdam’da et reklamları yasaklanıyor

януари 24, 2026
Общество

Bakan Fidan, ‘Terörsüz Türkiye sürecinde yalnız bırakıldığı’ tartışmalarına nokta koydu: Bildiklerimi bilseler, aynısını söylerlerdi

януари 24, 2026
1 2 3 … 3 395 Next
Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
  • Начало
  • Анализи
  • Икономика
  • Новини
  • Политика
  • Спорт
  • Финанси
  • Още
    • Жени
    • Права и общество
    • Технологии
    • Лайфстайл
    • Общество
© 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.