Avrupa, son günlerde Kuzey Atlantik üzerinden gelen sert bir soğuk hava dalgasının etkisi altında. Birçok ülkede sıcaklıklar mevsim normallerinin altına inerken, Orta ve Batı Avrupa’da yoğun kar yağışı ulaşımı aksattı; demiryolları ve havaalanlarında gecikmeler yaşandı. Meteoroloji kurumları özellikle gece saatlerinde don ve hipotermi riskine karşı uyarılar yayımlıyor. Ancak bu uyarıların anlamı, Avrupa kentlerinde toplumun bütün kesimleri için aynı değil.
Kış, kıta genelinde derinleşen sosyal eşitsizlikleri yalın ve sert bir biçimde açığa vuruyor. Isıtmalı evlerde yaşayanlar için bu günler yönetilebilir bir mevsim koşuluyken, sokakta yaşayanlar için beka mücadelesinin en kırılgan eşiği demek.
Kimi için kış tatili, kimi için son sığınak
Kış, Avrupa’nın Alp kuşağında ve kuzey ülkelerinde turizm hareketliliğini de beraberinde getiriyor. Sektör verilerine göre Fransa, Avusturya ve İsviçre’de kayak merkezlerinde ocak 2026 başı itibariyle otel doluluk oranları yüzde 70–90 aralığında. Birçok merkezde rezervasyonlar haftalar öncesinden dolarken, kış tatili hazırlıkları ulaşımdaki aksamalara rağmen hız kesmiyor. Ancak kayak merkezlerindeki tıbbi yardım kapasitesinin önemli bir bölümü tatil kazalarına ayrılırken, kentlerde hayatta kalma savaşı verenler için yeterli kaynak ve kapasite yok.
Geçtiğimiz kış, Avrupa genelinde sokakta yaşayan 500’e yakın kişi soğuktan hayatını kaybetti. Bu trajik kayıplar, evsizliğin acil bir toplumsal soruna dönüştüğünün altını çiziyor. Evsizler için açılan „acil kış sığınakları“ ise kapasite yetersizliği, geçici kullanım ve güvensiz koşullar nedeniyle çoğu zaman çare olamıyor.
Paris: Avrupa evsizliğinin en görünür vitrini
Bu eşitsizliğin en çarpıcı biçimde gözlemlendiği ülkelerin başında Fransa geliyor. Özellikle Paris, Avrupa’daki evsizlik krizinin simge kentlerinden biri hâlinde. Resmî veriler ve sivil toplum kuruluşlarının tahminlerine göre, Paris ve yakın çevresinde en az 20 bin kişi düzenli olarak sokakta yaşıyor. Fransa genelindeki evsiz nüfusun ise 300 binin üzerinde olduğu değerlendiriliyor; bu sayı son on yılda belirgin biçimde arttı. Son dönemde Paris’te kiraların hızlı yükselişi bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. 2023 verilerine göre, Paris’te konut kiraları son beş yılda ortalama yüzde 30 oranında arttı. Aynı dönemde konut arzının yerinde sayması kiracıları daha da zora sokaraka bırakarak evsizlerin oranının yükselişine katkıda bulunuyor.
Paris’te evsizlik tek bir nedene indirgenemiyor. Hızla yükselen kiralar, sosyal konut üretiminin yetersizliği ve güvencesiz istihdam biçimleri, giderek daha geniş kesimleri barınma piyasasının dışına itiyor. Sokakta yaşayanların önemli bir bölümünü geçici işlerde çalışanlar, yalnız ebeveynler, göçmenler, iltica süreci tamamlanmamış kişiler ve ruh sağlığı hizmetlerine erişimi olmayan bireyler oluşturuyor. Bu tablo, evsizliğin artık yalnızca “en dipteki” bir azınlığa özgü bir sorun değil, kent nüfusunun güvencesizleşmesinin yapısal bir sonucu olduğunu gösteriyor.
Geçici çözümler, kalıcı kriz
Paris Belediyesi ve Fransa merkezi hükümeti, her kış olduğu gibi bu yıl da acil kış planlarını devreye sokmuş durumda. Spor salonları, kamu binaları ve geçici merkezler barınak olarak açılıyor. Ancak bu önlemler, artan ihtiyacın çok gerisinde. Birçok barınak yalnızca gecelik hizmet veriyor; sabah gelince insanların yeniden sokağa dönmesi isteniyor. Kalabalık, güvenlik sorunları ve sürekli barınamama nedeniyle bazı evsizler bu barınaklardan bilinçli olarak uzak duruyor.
„Önce Konut“
Buna karşılık, Norveç’teki ‘Önce Konut’ yaklaşımı gibi küçük çaplı ve merkezi olmayan barınma girişimlerinin başarıyla uygulandığı örnekler de var. Oslo’da kurulan bir mikro-mahalle, kalıcı barınma sağlarken topluluk duygusu da yaratıyor. Tek gecelik çözümler yerine, bu tür girişimler evsizliğe sürdürülebilir bir yaklaşım sunuyor.
Yerel yönetimler, kalıcı sosyal konut üretimi için merkezi hükümetten yeterli destek alamadıklarını savunurken; hükümet ise sorumluluğun önemli bir bölümünü belediyelere ve sivil toplum kuruluşlarına bırakıyor.
Avrupa aynaya bakarken
Paris örneği, Avrupa genelindeki evsizlik krizinin bir özeti niteliğinde. Berlin, Milano, Madrid ve Brüksel gibi büyük kentlerde de benzer dinamikler işliyor: Kış sertleştikçe acil barınaklar doluyor, sağlık sistemleri üzerindeki yük artıyor ve evsizlik giderek görünmezleştirilmeye çalışılıyor. Kış ayları, Avrupa’nın “sosyal devlet” iddiasını en çıplak hâliyle sınayan bir döneme dönüşüyor.
Sokakta geçirilen her soğuk gece, evsizliğin “olağan” ya da “kaçınılmaz” olmadığını; aksine ertelenmiş siyasal tercihlerle derinleşen bir kriz olduğunu hatırlatıyor.
“Sokak kader değil”
Avrupa’da evsizliği bir yardım meselesi değil, hak ihlali olarak ele alan en güçlü ağlardan biri, merkezi Brüksel’de bulunan FEANTSA (Avrupa Evsizlerle Çalışan Ulusal Kuruluşlar Federasyonu). Otuzu aşkın ülkede yüzlerce evsiz örgütünü ve saha girişimini şemsiyesi altında toplayan federasyon, kış aylarında yaşanan ölümlerin önlenebilir olduğuna dikkat çekiyor.
FEANTSA’nın temel talebi çok yalın ve açık: “Kimse, hiçbir koşulda, sokakta uyumaya zorlanmamalı.”
Federasyonun savunduğu “Önce Konut” yaklaşımı, barınmayı bir ödül değil temel insan hakkı olarak tanımlıyor. Buna göre evsizlere önce kalıcı ve koşulsuz bir konut sağlanmalı; sağlık, psikososyal destek ve istihdam olanakları sonradan ve gönüllülük temelinde sunulmalı.
FEANTSA’ya göre Paris gibi kentlerde uygulanan gecelik sığınak sistemi, evsizliği çözmek yerine yöneten bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. İnsanların her sabah yeniden sokağa bırakılması, sağlık sorunlarını, şiddeti ve ölüm riskini artırıyor.
Federasyonun yayınlarında sıkça vurgulanan tespit, krizin özünü tek cümlede özetliyor: “Evsizlik bir doğa olayı değil; bir siyasal tercihtir.”
(AEK)
Avrupa, son günlerde Kuzey Atlantik üzerinden gelen sert bir soğuk hava dalgasının etkisi altında. Birçok ülkede sıcaklıklar mevsim normallerinin altına inerken, Orta ve...

